
Bu beldede çok anım var. Çektiğim yüzlerce de fotoğraf. Hepsi anılarım gibi arşivimin derinliklerine duruyor. Çoğu günlüğümün sayfaları kadar yakınlar. Belki geçmişi geçmişte bırakmalı. Anılar bir toz zerreciği gibi uçuşmalı zihnimizin flu gözlerinde. O kadar. O günleri hatırlamak tekrar yaşamak değil çünkü. Kişi aynı kişi değil. Geçen yıllar şüphesizki beni çok olgunlaştırdı ve bilgeleştirdi, ama bir zamanlar gökteki ejderhayı elleriyle tutup yere mızrak gibi saplayan genç adamın kurduğu hülyalardan da bir o kadar uzaklaştırdı.– “Kawabata’nın Karlar Ülkesi’ni hatırlarken” isimli yazıdan alıntıdır. Buraya tıklayın okuyun
“Anonsu duyanlar daha sonraları “meleğin seslenişi’ diye tanımlayacakları bu çağırıya uyarak bulundukları yerleri terkederler. Bunlardan bir tanesi “sanki ilahi bir güç vardı o seste , beni adeta arkamdan itti ” diyecektir. Bir başka görgü tanığı ise “anonsu yapanın sesindeki sakinlik ve kararlılık bize güven verdi ve şoktan çıkıp sığınma noktalarına doğru hareket etmemizi sağladı” diyordu. … Felaketin boyutları anlaşıldıktan sonra herkes O sesin sahibini bulup teşekkür etmek ister. Nerededir? Kimdir? Bir süre sonra gerçek anlaşılır. Kendilerine seslenen ve son ana kadar görev yerini terk etmeyen Miki Endo da dalgalara kurban olmuştur. O telaş içinde herkes canını kurtarmaya çalışırken kimse anonsların sessizce kesildiğini fark etmemiştir.
Japon tarihinin en büyük depreminde, yaklaşan dev dalgalara karşın görev yerini terketmeyerek yüzlerce insanın hayatını kurtaran ve bu uğurda ölen kahramanın hikayesini “Meleğin sesi” adlı yazıda okuyabilirsiniz