Tıklayın ve kayıt olun yazılar posta kutunuza gelsin(üyelik bilgileri gizli tutulur).
*Kapsamlı edit yapıldı, yeni bilgi ve linkler eklendi(2 Eylül)
ABD’li ekonomist Paul Krugman Bin dokuz yüz doksam yılında “Azalan Beklentiler Çağı” (the age of diminishing expectations) adlı kitabını çıkardı. Kitabın Dördüncü bölümü dış ticaret açığına ayrılmıştı. Krugman bu bölümü, Amerikan ekonomisinin aşırı ithalat yaptığını ima eden bir paragraf ile açtı. O paragrafta şunları yazdı:
“Geçenlerde New York’da bir toplantım vardı. Evden çıkmadan önce, televizyon programını kaydetmesi için Sharp VCR’ımı programladım. Sonra havaalanına Volvo arabamla gittim, ve Airbus A310 uçağıma bindim. Aktarma için bekleme salonunda otururken Toshiba diz üstü bilgisayarımda toplantı notlarımdaki eksikleri tamamladım. Üzerimdeki takım elbise Hong Kong’da diktirilmişti, kahve fincanım Portekiz’den ithaldi. Herhalde tüm sabah boyunca kullandığım tek Amerikan malı kahvaltıda yediğim mısır gevreğiydi”
Bu giriş yazısında adı geçen iki Japon şirketinden Sharp yanlış zamanda yanlış bir yatırım yaptı ve battı. İki bin sekiz Lehman global mali krizinin hemen öncesinde yedi milyar dolarlık Sakai fabrikasını bitirmişti. Fabrika açılacağı zaman yüz yılın krizi diye adlandırılan Lehman buhranı çıktı. Dünya resesyona, firma da zora girdi. Zaten panel dışındaki ürünleri iyi değildi. Krizi müteakip ayakta kalmaya çalıştı ama piyasa eski piyasa değildi. Yatırımı yaparken tüm riskleri göz önüne almamışlardı. İki bin on iki yılından itibaren parça parça Hon Hai firmasına (Çinlilere) satıldı. Bu satışı Apple’ın desteklediği söylentisi vardır.
Toshiba ise son altı aydır bir muhasebe skandalı ile boğuşuyor. Prestiji zedelendi, hisseleri Mart ayından beri yüzde otuz’dan fazla düştü. Şirket dün teslim etmesi gereken İki bin on dört mali yılı bilançosunu, geçmiş mali tablolara ait on yeni usulsüzlük bulduğu gerekçesi ile ikinci kez geciktirince borsada günü yüzde beş nokta otuz dört kayıpla kapattı.
Bugün Nikkei gazetesi Toshiba hakkında ses kayıtlarının tapelerinin de olduğu detaylı bir yazı yayınladı. Skandal açığa Mart ayında çıkmış, akabinde firma mercek altına alınmış, kusuru bulunan üst yönetim istifa etmişti. Ama Ağustos ayında gazetenin ele geçirdiği ses kayıtları firmanın hala umursamazca mobbing taktikeri ile müdürlerine baskı uygulayıp yatırımcıları yanıltacak verileri yayınlattırdığını belgeliyor. Olmayacak hedefler koydurtup daha sonra bu hedefleri manipüle ettirdiklerini anlatıyor.
Nikkei’nin haberini okuyunca aslında bu dev şirketin tipik küçük bir Japon firmasından hiç farkı olmadığını gördüm. Tarif edilen şeylerin çoğu bire bir benim de değişik şartlar altında duyduğum veya gördüğüm olaylar. Bu skandalın en rahatsız edici yanı ise firma içi kontrolün halen laçka durumda olması.

Toshiba olayı Mart ayında patlak verdiğinde ilk önce İki bin on bir Ekim’inde gündeme bomba gibi düşen Olympus sahtekarlığı ile olan benzerliği dikkatimi çekmişti. Toshiba da Olympus gibi yaptığı büyük bir M&A’in değerinin düşmesini bilançosuna zarar olarak yansıtmamış, bu nedenle geçmişteki kar-zarar hesapları ve defter değeri şişirilmişti.

Kısaca şöyle bir usulsüzlük olmuştu: İki bin dört ile İki bin on yılları arasında nükleer enerji geleceğin temiz ve yenilenebilir enerji çözümü olarak görülüyordu. Toshiba bu sektörde başa oynamak için İki bin altı yılında ABD’li Westinghouse firmasını beş milyar altı yüz milyon Dolar’a satın almış ve kendi nükleer faaliyetlerine entegre etmişti. Bu tip satın almalarda ödenen fiyat, defter değerinin üzerinde olunca aradaki farkın önemli bir kısmı İngilizce “Goodwill” Türkçe “Şerefiye” denilen bir başlık altında muhasebeleştirilir. Kabaca açıklamak gerekirse “hava parası” veya “marka değerinin” aktifleştirilmesi yani bilançoda bir varlık olarak gösterilmesidir.
İki bin on bir yılında Fukuşima’da dokuz şiddetinde bir deprem oldu ve bu depremin tetiklediği tsunami nükleer bir felakete yol açtı. Bunun sonuncu Japonya tüm nükleer reaktörlerini kapattı. Bu afet sonucu nükleer enerjinin görünmeyen riskleri gündeme geldi. Sektör eski pırıltısını kaybetti. Diğer ülkeler nükleer enerjiye soğuk bakmaya başladılar. Sonuç olarak nükleer enerji dünyadaki albenisini yitirdi. Yani Toshiba Westinghouse’u yüklü bir marka değeri primi ödeyerek aldığı zamanki şartlar değişti.
Bu durumda şirketin bilançolardaki varlıkların defter değerlerinde, özellikle hedeflenen satışlarda şirketin beklediği düzeyde gerçekleşme olmaz ise, bu değer kaybını yansıtması gerekiyordu. Mevzuat bunu gerektiriyor. Toshiba bunu yapmadı. Skandal ilk olarak buradaki muhasebe usulsülüğünün anlaşılmasından ortaya çıktı.

İşte Toshiba skandalındaki on kilit nokta
- Bilanço usulsüzlüğü Toshiba’nın piyasa değerinin üzerinde bedel ödeyerek satın aldığı Westinghouse nükleer iş kolunun ve diğer satın almalarının (Landis+Gyr, İki bin on bir yılında satın alındı) değer kaybının defterlere yansıtılmaması idi. Yapılan araştırma bu değer kaybının yaklaşık sekiz yüz milyon dolar olduğunu ortaya koydu. Firma gerçekleşmesi mümkün olmayan kar projeksiyonları yapmıştı.
- Toshiba, sadece nükleer iş kolu değil diğer faaliyetlerindeki değer kayıplarını da bilançosuna yansıtmaya karar verdi ve defterlerinde geçmişe yönelik bir milyar elli milyon dolarlık bir “düzeltme” yapacağını açıkladı. Bu düzeltme iki bin on dört yılının mali yılın karından düşülecek. Ancak tam olarak ne kadarı Westinghouse ile bağlantılı tam belli değil.
- Muhasebe usulsüzlükleri firmanın başı bozuk bir şekilde yönetildiğini gözler önüne serdi. Özellikle müdürlükler (farklı iş kolları) arasında iletişim olmadığı, faaliyetlerin koordinasyon ve eşgüdüm içinde yürütülmediğini gösterdi.
- Skandal, Toshiba’nın İngilizce’de “corporate governance” diye bilinen ve Türkçe’ye “kurumsal yönetim” olarak çevrilen kavramdan uzak, başıbozuk kısacası, ahır gibi yönetildiğini ortaya çıkardı. Bu durum aslında sadece Toshiba’ya özgü değil, tüm Japon şirketlerini kemiren bir kanser. Olympus yöneticileri de kurumsal yönetimin yerleşmemiş olmasından dolayı sahtekarlık yapabilmişlerdi. Kurumsal yönetim Japon başbakanı Abe’nin hedefindeki önemli bir reform.
- Gizlenen zararların toplam miktarı yüksek. Toshiba’ya prestij kaybettirir, belki biraz sarsar ama yıkmaz. Olympus gibi olmaz.
- Kurumsallığı oturtmak için Toshiba yönetim kuruluna daha fazla dışardan üye alacağını açıkladı. Ama bana sorarsanız bu bir işe yaramaz, çünkü kafa aynı. Yönetim kuruluna iş kurabilen iş yönetebilen insan girmesi lazım. Kurumsallaşacağız diye iş yapamaz hale gelebilirler, veya eski tas eski hamam giderler. Bir şey değişmez.
- Toshiba’nın yeni açıkladığı on usulsüzlük Westinghouse ile alakalı değil. Miktar da yüksek değil diye söyleniyor. Ama bilinmez tabi.
- Toshiba ile Olympus muhasebe usulsüzlüğü paydasında benzeşiyor. Ama alaka oraya kadar. Olympus skandalı organize bir sahtekarlıktı. Firmanın yöneticileri spekülasyonlar sonucu para batırmışlar, sonra bunu gizlemek için çete halinde Cayman adalarında içi boş fonlar kurmuşlar, bu fonlardan olmayan paralar aktarılmış, hayali şirketler kurularak bu şirketler fahiş fiyatlarla satın alınmış gibi gösterilerek bilançodaki kara delik kapatılmıştı. Nitelikli dolandırıcılığın gelebileceği son nokta idi ve detaylarını öğrendikçe yirmi birinci yüzyılda hala böyle bir şeyin olabildiğini görüp dehşete kapılmıştım. Toshiba’da olan ise yönetim zafiyeti, Olympus tipi bir sahtekarlıkla gördüğüm kadarı ile ilgisi yok.
- Bugün Nikkei gazetesinde yayınlanan tapeler ve yazılardan gördüğüm kadarı ile bu şirket de faaliyetlerine yönelik tahminlerini gelişi güzel, amatörce ve baştan sağma yapıyor. Pazar araştırması, stratejik analiz, derinlik gibi kavramlar yok, yöneticilik yok, iş adamlığı yok.
- Firmanın yönetimi yeniden değişebilir.

Toshiba olayını daha iyi anlamak için Japon şirketleri hakkında eksik ya da yanlış bilinen On şey başlıklı yazıyı okumanızı tavsiye ederim.
Neden Japon firmaları böyle başı boş yönetiliyor? Japon şirketlerini kim yönetiyor yazısında bazı ip uçları verilmiş. Tıklayın okuyun.
Tokyo’daki Yabancı Muhabirler Cemiyeti Toshiba skandalı ile bir özet sayfa hazırlamış linki burada (13 Nisan 2026’da eklenmiştir)

Yorum bırakın