Japonya teknolojiyi böyle geliştirdi

* Japonya’daki toplam patent başvurularının sayısını 1 Mayıs günü ekledim.

1989 yılında vizyona girenBack To The Future 2” filminin konusu 1955 yılındaki geçmişe ve 2015 yılına yani geleceğe yapılan zaman yolculukları üzerine kurgulanmıştı.  Filmin çevrildiği günlerde 2015 yılı bayağı uzak bir gelecekti. Hikayedeki karakterlerden Dr. Emmett Brown 1955, 1985 ve 2015 yılı arasında “yakıt hücresi” ile çalışan uçan araba ile gidip geliyordu. Geleceğin otomobilinin yakıtı benzin değil çöptü. Ne koyarsan elektrik enerjisini üretebiliyordu.

Back To The Future II filmindeki çöple çalışan araba

Back To The Future II filmindeki çöple çalışan araba

Bu sene o 2015 yılındayız. Geçmişte, Back To The Future filminde hayal edilen gelecekteyiz. Arabalar çöple çalışmıyor ama en azından Japonya’da taşıtların artık neredeyse yarısı hibrid, yani hem benzin hem de elektrik ile yürüyor. Bu teknolojiyi Toyota geliştirdi ve halka kabullendirdi.

Bu yılın başında Toyota, 1989 yılındaki filme konu olan fantaziyi gerçekleştirdiğini, yakıt hücresi ile çalışan arabayı seri imalata başladığını 2016’dan itibaren de piyasaya süreceğini açıkladı. Otomobilin adı Toyota Mirai, yani “Gelecek”. Hidrojen yakıt hücresinin ürettiği elektrik ile arabanın motoru çalışacak.

Toyota Mirai- Autoblog websitesinden alınmıştır

Toyota Mirai- Autoblog websitesinden alınmıştır

Gene bu Toyota Las Vegas’da düzenlenen Elektronik Fuarında hidrojen yakıt üzerine yapılacak araştırmalar artık bizi aşıyor, bu iş insanlığın ortak malı diyerek geliştirdiği 5680 adet patenti tüm uluslararası araştırmacıların incelemesine açtığını duyurdu. Yıllardır üzerinde çalıştığı, milyonlarca dolar harcayarak yaptığı ARGE sonucu bulduğu teknolojileri araştırma amaçlı olmak şartı ile isteyene bedava veriyor. İlk defa böyle bir şey yapıyor.

Mirai'nin

Mirai’nin “yakıt hücresi”- Foto: PCWorld

Sevgili okuyucu, patent adedine dikkatini çekmek istiyorum. Sadece yakıt hücresi alanında, sadece Toyota’da 5680 patent var. Toyota’nın yakıt hücreleri dışında başka araştırmaları da var. Bunun hibrid motoru var, EV’si var, dizeli var. Ayrıca sadece Toyota yok. Honda var, Nissan var, Mitsubishi var, Mazda var, Subaru var. Sonra sadece araba yok. Kimya var, elektronik var. Var oğlu var. Tüm bu alanlarda ve şirketlerde geliştirilen patentleri bir araya koysak ne kadar yapar?

2014 yılında tüm Türkiye’de kaç adet patent başvurusu yapıldı biliyor musunuz? Yalnızca 4665 edet (burada haberi var). Toyota’nın sadece bir bilimsel konuda(yakıt hücresi) geliştirdiği patent sayısından az.

Geçen yıl Japonya’da toplam kaç adet patent başvurusu yapıldı tahmin edin. Cevabı yazının sonunda. Ama önce şu bilgiyi vereyim. Başvuru şampiyonu Canon olmuş. 4597 inovasyon ya da buluşu için patent alma girişiminde bulunmuş. Toyota dördüncü, 3860 başvurusu var.

Japonya teknolojide ve inovasyonda bu noktaya nasıl geldi? Bu kadar gelişmediği yıllarda ilk teknoloisini nasıl buldu?

Birer birer soruyorum- Nasıl oldu?

İki hafta önce Japonya’nın bağrına, dağların ve göllerin arasında kalmış saklı bir bölgeye seyahat ettim. Türkiye’den gelen bir sanayici ile beraber kendi alanında Japonya’da ve dünyada bir numara olmuş bir şirketin üretim hatlarını görmeye gittik. Çok özel bir seyahatti. Geziyi ben ayarlamıştım. İki şirketin yetkilileri ile beraber Tokyo’dan önce 2.5 saatlik Shinkansen (hızlı tren) seyahati ile güneye indik. Sonra 40 dakikalık tıngır mıngır bir yerel tren yolculuğu ile ücra bir köye geldik. En son aşama da gene bir 40 dakikalık araba yolculuğu ile dağları geçtik uzaklarda bir yaylaya ulaştık.

Fabrika yaylanın berisinde dağların arasına, bir vadiye kurulmuş. Etrafı göllerle kaplı. Kartpostal gibi. Sakura zamanıydı. Yemyeşil yamaçlar, kurşuni bulutlar, göldeki yansımaları. Hafif çiseleyen yağmur. Havada şiirsel bir güzellik vardı.

Dönüş yolunda Japon yöneticiye soruyorum. Teknolojiyi ilk başta nasıl geliştirdiniz diye. Şöyle cevaplıyor: “Savaş sonrası Amerikalılar geldiler. Üsler kurdular, buralarda limanlar, demiryolları yapmaya başladılar. Biz de kenardan seyrettik. Kullandıkları alet ve makinalar eskiyince atmayın bize verin dedik. Sonra aldık eve getirdik. İnceledik, kopyaladık. Bu şekilde imal ettiklerimizi geri götürüp daha ucuza onlara sattık. Sonra bize sipariş vermeye özel üretim yaptırmaya başladılar. Öğrendiklerimizi ilerlettik, markayı oturttuk. Şimdi ABD’de de Japonya’da da bir numarayız.”

Bugün bildiğimiz pek çok orta ölçekli Japon firması böyle kurulmuştur zaten. Ya yukarındaki örnek gibi görmüş, almış, kopyalamıştır. Ya da yeni mezun bir genç savaş sonrası Japonya’nın kendini sil baştan inşa ettiği o yıllarda bilgisini bir atölyede imalata dönüştürmüştür. Nasıl olsa talep çok. Ya hızla sanayileşen Japonya satın alıyor, ya da pazarını sonuna kadar ucuz Japon ürünlerine açan Amerika.

O yıllarda Japonya’da üretilen mallara “Made in Occupied Japan” (İşgal Altındaki Japon Malı) arması vurulurdu. Bu uygulama 1952’de sona erdi. Ama o şirketler büyüdü, bugünün dev firmaları oldu.

5001104984_46ce13be72

Geçen yıl bir başka fabrika gezisinde beraberimdeki CEO’ya ürünlerindeki teknolojiyi siz bizzat kendiniz mi geliştirdiniz diye sormuştum. Adam mühendisti. Altmış yıl önce üniversite çıkışı bilgiler taze iken bir inovasyon yapıp şirketi kurduğunu varsaymıştım. Öyle değilmiş. 1960’larda o dönemin meşhur bir ABD markası vardı. Onların temsilciliğini aldık sonra da kopyaladık demişti.

Gene bir başka şirket Japonya’da lider olduğu ürünü yabancı bir ülkeden almış getirmiş, kendi adına patent çıkarmış ve bu yolla piyasa lideri olmuştu.

Önce distribütör sonra üretici

Japonya’da Tokyo Electron adlı büyük bir şirket var. Yarı iletken üretim hatlarına test aletleri üretiyorlar. Bilgisayar çipi, güneş pilleri üreten fabrikalarda bu şirketin cihazları üretimi kontrol ediyor.

Tokyo Electron’un borsa kodu 8035’dir. 80’li numaralar ise imalatçı sanayi firmalarına değil tacirlere verilir. Mesela Itochu 8001, Marubeni 8002, Mitsui 8031, Mitsubishi 8058 gibi. Bu firmaların hiçbiri üretici değildir. Ticaret yaparlar. Sanayiciden alır, kullanıcıya satarlar.

Tokyo Electron ise sanayici ama borsa işlem kodu tacir sınıfında çünkü faaliyete ilk başladığında imalat yapmıyordu. Şu anda ürettiği malların ithalatını yapıyordu. Sonra tuttu bunları üretmeye başladı. Tacirlikten teknolojiyi içselleştirdi sanayici oldu. Ama hisse senedi kodu tacir olarak kaldı o ayrı.

İki yıl önce bu Tokyo Electron’u, rakibi Applied Materials (AMAT) şirketi 9.3 milyar dolara satın aldı. Nereden nereye.

Panasonic Matsushita iken lakabı neydi?

Panasonic markasını bilirsiniz. Japonya’nın önde gelen şirketlerdendir. Televizyon ve beyaz eşya yapar. Bu şirketin ismi 7 yıl öncesine kadar Matsushita Electric Industrial idi. Kısaca Matsushia Electric olarak bilinirdi. Panasonic ise bu şirketin bir televizyon markası idi. 2008 yılında tüm Matsushita isimlerini Panasonic olarak değiştirdiler.

Matsushita’nın eskiden bir lakabı vardı. “ManeShita Denki” denirdi. Türkçesi “Kopyacı” demek. Şirket rakiplerinin ürünlerini kopyalayarak büyümüş olsa gerek ki böyle kötü bir şöhret edinmiş. Japonya’da MBA eğitiminde iken pazar ele geçirme stratejileri üzerine yaptığım bir araştırmada bu konu gözüme çarpmış, sınıfa sunumda bulunurken Matsushita’nın rakip ürünleri kopyalama huyundan dolayı “maneshita” olarak tanındığını esprili bir şekilde bir tarafa sıkıştırmıştım.

Matsushita’dan gelme öğreniciler de vardı aramızda. Çok bozulmuşlardı. Ders sonrası yanıma gelerek saatler boyunca ürün kopyalamadıklarını anlatmaya çalışmışlardı. Böyle bir şeyin, hem de bir yabancı tarafından bilinmesi ağırlarına gitmişti.

O dönemden bazı sınıf arkadaşlarım şimdi çeşitli şirketlerde CEO ya da yönetim kurulu üyesi oldular. Kimbilir, belki de o gün yanıma gelip de kopyacı olmadığını anlatmaya çalışan öğrencilerden birisidir Matsushita’nın adını değiştiren. Bilmiyorum.

Konuyu fazla dağıtmayayım. Japonya inovasyon ve teknoloji alanlarında artık çok ilerde. Büyük ARGE bütçesi olan şirketleri var. Hemen her firmada mutlaka araştırma yapılıyor, patentler alınıyor, teknolojiler oluşturuluyor.

Ama bu her zaman böyle değildi. Ilk başlarda Japonlar da bol miktarda kopyalama yapmışlar. Tıpkı bugün Kore ve Çin’in yaptığı gibi. “Amerika’yı yeniden keşfetmeye gerek yok” bize ait bir söz ama geçmişte burada da uygulanmış.

Hala da var. Geçen gün bir İsviçreli tanıdığım anlattı. Danışmanlık verdiği şirket Japon ortak arıyormuş. Şartları konuşurken Japonlar bunların mallarını kopyalamış, aynısını üretmiş. Şimdi araları limon gibiymiş.

Japonya’nın kopyalayarak kendi teknolojisini geliştirebilecek duruma gelmiş olması, bugün dünya çapında bir teknoloji lideri olduğu gerçeğini değiştirmez, bu başarısına gölge de düşürmez. Merak ve sorgulamanın, çalışma ile nelere kadir olabileceğini gösterir.

Geçen hafta inovasyon ve kaizen üzerine bir yazı yazmış, ve bu yazıya 2014 Nobel fizik ödülü sahibi Prof. Shuji Nakamura ile yaptığım söyleşiden alıntılar koymuştum. Profesör Nakamura inovasyon için en kısa yolun teknoloji merkezlerine gidip bu işi öğrenmek olduğunu söylemişti. Görün, inceleyin ve içselleştirin demişti.

Profesör Nakamura söyleşisini Tokyo’daki Türk Ticaret ve Sanayi Odası’nın dergisinde yayınladık. Dergiye ulaşmak için bu bağlantıyı tıklayınız(dosya 5mb büyüklügünde). Nakamura röportajı sayfa 9’dan itibaren.

Sorunun Cevabı

Japon Patent Ofisi’nin raporuna göre (burayı tıklayıp okuyabilirsiniz) Japonya şirket ve üniversiteleri 2014 yılında toplam 245.535 patent başvurusu yapmışlar. Bunların yaklaşık %35 ila %40 arası patent alabiliyor. Diğerleri reddediliyor. Başvuru sayısının büyüklüğü inovasyonun boyutu hakkında bilgi verebilir. Son 10 yıldaki kümülatif başvuru 3 milyona yaklaşıyor.

Türkiye 28 yıl boyunca %15 büyüme hızı ile inovasyon yaparsa 28 yıl sonra Japonya’nın bugünkü seviyesine ulaşabilir. Ama rakamlar sizi korkutmasın. Fark kapatılmayacak bir fark değil.

Bir kaç ay kadar önce bir toplantı esnasında Türkiye’yi görüp oldukça şaşıran bir Japon yönetici bana “Türkiye saklı bir sanayi ülkesi (toruko kakurete iru kogyokoku-トルコは隠れている工業国) dedi. Ama ARGE yok montaj ağırlıklı diye de eklemiş, ardından da sıra ARGE yatırımlarına, yeni teknolojiler üretmeye geldi onu da yaparsınız demişti.

Yaparız umarım. Göreceğiz.

Üye olmak için burayı tıklayın, yazılar doğrudan posta kutunuza gelsin, internet sansürlense de okuyabilin (bilgileriniz gizli tutulur)

Yorumlar

Yorum bırakın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s