Sonbahar bazen kasvetlidir bazen de neşeli

Üye olmak için burayı tıklayın, yazılar doğrudan posta kutunuza gelsin (bilgileriniz gizli tutulur

Hava kasvetliydi. Meteoroloji bugün için yağmurlu geçecek demişti. Bulutlar gökyüzünü kapatınca sıcaklık aniden düşüveriyor. Tokyo 13 derece. Biraz önce İsveç’te bulunan bir arkadaşımla konuştum. Orada sıcaklık -5 derece imiş. “Daha kış bile gelmedi” dedi dostum. Stokholm ile karşılaştırılınca Tokyo soğuk gibi gelmiyor ama rutubet var ya işte, içten içe üşüyoruz. Bir de kışa girmekte olduğumuzu hatırlıyoruz. Gündüz olmasına karşın karanlık ve soğuk ruhumu sıkıyordu.

Oysa bugün Japonya’da tatil. Sonbahar renklerinin tadını çıkarmak istemiştim.

Karım ve oğlum sabahtan bir program yapmışlar oraya gittiler. Öğlen buluşur yemek yeriz diye sözleştik. Shibuya’da. Tokyo’nun merkezlerinden biridir. Daha çok gençler gider.

Ben yola çıktığım zaman baktım onlar başka bir yere gitmeye karar vermişler sen oraya gel dediler. Orası dedikleri yer bana uzak düşüyor. Böylece buluşamadık. Ben Shibuya’ya tek başıma gitmiş oldum.

Yolunuz eğer bir gün Tokyo’nun Shibuya istasyonuna düşerse Okamoto Taro’nun panosunu bulun ve seyredin. Japonya’nın önemli bir sanatçısıdır. Soyut ve sürrealist resim ve heykelleri ile (daha doğrusu objeleri ile) ünlüdür.

Shibuya istasyonundaki Okamoto Taro panosu

Shibuya istasyonundaki Okamoto Taro panosu

Böyle havalarda insan dışarıda dolaşmak da istemiyor aslında. Yağmur yoktu ama rüzgar altında su parçaları havada uçuşuyordu. Biraz dolaştıktan sonra Muji Cafe denilen yere gittim. Popüler bir mekandır. Muji, Japonya’nın en başarılı markalarından birisi. Ürünlerinin bir adı yok. Bu nedenle “Muji” deniyor, Japonca “markasız” demek. Markasız olmayı marka yapmış bir şirket. Her şey minimalist tasarlanmış. Düz, sade, ve basit.

Cafe tipi restoranlarında “Delicatessen” yani şarküteri usulü yiyecek veriyorlar. Sıra vardı girdim ve beklemeye başladım. Bilmiyordum, meğer adımı da yazmam gerekiyormuş. Sıra bana gelince fark ettim. Defterdeki listeye göre önüme 6-7 kişi girmiş. Canım sıkıldı tabi. Hem sırada durmak hem de adını yazdırmak normal restoranlarda sıkça yapılan bir uygulama, cafe tipi bir yerde olabileceği aklıma gelmemişti.

Mecburen adımı yazdım. Sonra da kenara çekilip yeniden beklemeye başladım. Garson kız gelip listeye baktı ve en öndeki ismi okudu. Bekleyenlerin arasında gençten bir kadın çıktı, bir de yanında erkek vardı. Ama salona geçip oturmak yerine garsona benim onlardan daha önce geldiğimi sıra hakkının bende olduğunu söylediler.

Hoşuma gitti bu davranışları. Hiç bir mecburiyetleri yoktu. Küçük bir jest ama günün kasvetini üzerimden aldı. Teşekkür ettim, nazikçe bir şey değil dediler. Bu davranışları yemeği de daha bir hoş yaptı.

Muji Cafe'nin içi

Muji Cafe’nin içi

Yıl sonuna daha bir aydan fazla var ama Tokyo Noel havasına girdi bile. Çoğu yerde Noel süslemeleri ortaya çıktı, ağaçlar ışıklandırılmaya başlandı. Vitrinler yıl başı renklerine büründü.

Dün akşamdan bir fotoğraf.

Vitrinler Noel renklerinde, bu fotoğraf dün akşam çekildi.

Bazı mağazaların önünde dev Noel ağaçları kurulmuş

Bazı mağazaların önünde dev Noel ağaçları kurulmuş

Shibuya'nın bir başka bölgesi, Bunkamura denilen sanat merkezinin önü

Shibuya’nın bir başka bölgesi, Bunkamura denilen sanat merkezinin önü

Dönüş için gerisin geriye Shibuya istasyonu kalabalığı içine girmektense biraz yürümeyi tercih ettim. Shibuya’nın değişik alanları var. Bazı bölgelerinin arka sokakları genellikle sakin ve şık oluyor. Ben Shibuya’nın ilginç bir yerindeydim. Bunkamura denilen sanat merkezi -ki Tokyo’da meşhur bir kültür mekanıdır- Shibuya’nın “Aşk Otelleri” bölgesinin tam ortasında. Bu oteller saatlik kiralanan yerler. Amacı gidecek yeri olmayan çiftlere bir kaç saatlik baş başa kalabilecekleri ortam yaratmak.

Neyse, oteller bölgesinin hemen yanı başından itibaren ise Tokyo’nun belki de en gösterişli malikanelerinin olduğu mahalle başlıyor. Burada bir de küçük ama güzel bir park olan Nabeshima Shoto parkı var. Mahallenin başka bir tarafında da bir tarikat merkezi var.

Nabeshia Shoto Parkı

Nabeshima Shoto Parkı

Size de hiç oldu mu bilmem ama yürümeye başlayınca yol çağırır bazen. Bir sonraki adım ve hemen ilerideki köşe “gel beni de gör der”. Böylece 4 kilometre daha yürümeye devam ettim ve iki istasyon sonra Tokyo Üniversitesi Komaba kampüsüne geldim.

Bu üniversite Japonya’nın elit tabakasını yetiştiren kurumdur. Merkezi Ueno parkının orada. Komaba kampüsünde mühendislik, temel bilimler (matematik vs) bölümleri ve öğrenci yurtları var. 20 yıl sonra Japonya’yı yönetecek, buluşlar yapacak, şirketler idare edecek, Nobel ödülü alacak beyinler burada şekilleniyor.

Okul alanına beyzbol sahasından girdim. Geniş ve ferah bir alan. Sonbahar renkleri ile bezenmiş. Hava soğuk ve artık kararmak üzere. Bir gurup öğrenci rugby çalışıyor. Bu hali ile bana ODTÜ’yü, koşu yaptığımız veya yürüdüğümüz yollarını hatırlattı.

IMG_9158

Hava kararmak üzere bir gurup öğrenci idman yapıyor

Hava kararmak üzere bir gurup öğrenci idman yapıyor

Uzaktan kulağıma müzik sesleri geliyor. Kampüsün merkezine doğru yürüyorum. Yurtlar bölgesinden giriş var. Meğer bugün panayır günüymüş. Ortalık cümbüş cemaat. Her tarafa bir tezgah kurulmuş durumda. Piknik, yiyecek, içecek satıyorlar. Ayrıca bir sürü abur cubur. Aslında öğrenciler için piknik bahane, asıl amaç şamata işte o şahane.

Üniversite öğrencileri panayır düzenlemişler

Üniversite öğrencileri panayır düzenlemişler

Bir başka köşeye bir sahne kurulmuş. Işıklandırma, televizyon falan bayağı bir gösteri var. Baktım, cosplay şovu yapılıyor. Cosplay (Kosplay okunur) Japonya’nın bir şehir geleneği. Hakkında hiç yazı yazmadığım bir konu. Mutlaka, genç nüfusun bu alt-kültürünü blogun sayfalarına taşımalıyım diye aklıma not ediyorum.

Cosplay sahnesi

Cosplay sahnesi, sağda oturanlardan ortadaki kız cosplay sanatçımız

Sahnenin hemen yanında küçük bir kilise var. Önü kalabalık, çok giren çıkanı ile bayağı meşgul. Galiba elbise değiştirmek için falan kullanıyorlar. Kilisenin tam arkasında bir gurup öğrenci smokinler içinde Beatles uyarlamalarını arya olarak söylüyorlar. Bunlar kesin bu kilisenin korosundandır diye düşünüyorum.

Arya söyleyenler (tıklayın youTube'da seyredin)

Arya söyleyenler (tıklayın youTube’da seyredin)

Biraz ileride daha canlı bir gurup var. Zıplıyorlar, tempo tutuyorlar, bağırıyorlar, yerlerinde duramıyorlar. Baktım ne yapıyorlar diye, müzik eşliğinde ip atlıyorlardı.

Arya söyleyenlerden daha fazla sevdim bu grubu. Akrobatik hareketleri pop dans eşliğinde renklendiren bu uçarı kaçarı çocuklardan bazılarını ileride Japonya’yı bölgeyi ve belki de dünyayı etkileyen görevlerin başında göreceksiniz.

Bu umarsız ve dertsiz grubu biraz daha seyrettim. Sonra onlar da bitirdiler. Saati gelmiş. Panayır kapanıyor. Dönerken Komaba’nın meşhur saat kulesinin fotoğrafını çekiyorum. En aşağıda yazının sonunda gösterilerinin bir diğer video klibini yayınladım.

IMG_9183

Dönüş yolunda artık iyiden iyiye hava kararmış durumda. Yolumun üzerinde bir-iki park daha geçiyorum ama fotoğraf çekecek kadar ışık yok. Son üç kilometreyi de trenle kat ediyorum.

Sonbahar aylarında yağmur kasvet, güneş neşe getirir Tokyo’ya. İkisinin bir arada olduğu günler de azdır. Bugün öyle bir gündü. Havada kasvet yerde neşe vardı.

Yorum bırakın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s