Üye olmak için burayı tıklayın, yazılar doğrudan posta kutunuza gelsin (bilgileriniz gizli tutulur
Not: Bu yazı önce “Bir filmin gerçek hikayesi ve Türk Japon ilişkileri” başlığı ile bin beş yüz kelime uzunlukta (yaklaşık beş buçuk sayfa) yayımlandı. Uzunluğu ve üç ayrı konu barındırması nedeni ile kısaltıldı
Bin sekiz yüz doksan yılında Japonya’ya yaptığı ziyaret dönüşü fırtınanın da etkisi ile Kushimoto kıyılarında kayalıklara çarparak batan Ertuğrul Fırkateyni’nin hikayesini konu alan Türk-Japon ortak yapımı “Kainan 1890” filmi Beş Aralık’da Japonya’da vizyona giriyor.
Filmi gören bir tanıdığım mükemmel bir yapım olduğunu ve çok etkilendiğini söyledi. “Ağladın mı” diye sordum. Hanımı film başladıktan biraz sonra gurur, gerilim ve duygu yüklü sahneler başlayınca gözyaşlarına boğulmuş, arkadaşım dişini sıkmış ama filmin sonuna doğru O da dayanamamış, kendini koyvermiş.
Film, Ertuğrul’un hazin hikayesini Bin dokuz yüz seksen beş yılında Tahran’dan Türk Hava Yolları’nın uçakları ile tahliye edilen üç yüz’e yakın Japon vatandaşının hikayesi ile birleştirerek iki olay arasındaki dramatik bağlantıyı ustaca işliyor. Filmin bir Facebook sayfası var burayı tıklayarak ulaşabilirsiniz. Filmin fragmanı ise YouTube’da aşağıdaki bağlantıda.
İran-Irak savaşı başlayınca Saddam Hüseyin Tahran’ı bombalayacağını söylemiş, batı devletleri bu ülkedeki vatandaşlarını uçaklarla tahliye etmişlerdi. Japonya çabuk ve kararlı davranamamış, aralarında kadın, çocuk ve hastaların da olduğu yüzlerce vatandaşı İran başkentinde mahsur kalmışlar, korku dolu bir bekleyiş başlamıştı.
“Ailemle beraber hep beraber uçağa bindik. Yüksek ateşin de etkisi ile koltuğa yığıldım. Kaptan pilot saatine baktı. İran hava sahasından çıkmak için dört saatimiz kalmıştı. Tam o sırada cayır cayır makinalı tüfek ateşi ve patlama sesleri kulaklarımı tırmaladı. Yakınlarda bir yerden uçaksavar ateşi başlamıştı. Irak savaş uçakları kalkmış olmalıydı.
Tüm Japon yolcular binmiştik. Yakıt doldurma işlemi de tamamlanmıştı. Türk kaptan pilot derin bir nefes aldı ve uçağın motorlarına tam güç verdi.
Tahran’dan havalandığımızda saatler öğleden sonra beş’i on geçeyi gösteriyordu. Türk Hava Yolları özel seferi batıya yönelerek ufukta kayboldu. Savaşın başlamasına üç saat kalmıştı. Hemen İran hava sahasından çıkılmalıydık yoksa uçak düşürülecekti. Herkesin içinde korku ve endişe vardı. Yolcular dua ediyorlardı. Sonra, savaşın başlamasına iki saatten az zaman kalmıştı ki kabin için ses sisteminden Kaptan pilotun anonsunu duyduk: “Türkiye’ye Hoşgeldiniz!”; sevinç çığlıkları yükseldi, şelale oldu aktı.”
Bu satırlar yaklaşık on beş yıl önce Japon devlet televizyonu NHK tarafından hazırlanan “Project-X: Uçaklar düşürülecek, Acilen Tahran’dan çıkan son sefere yetişin” belgeselinin metninden alınmadır.
Japonlar (ve Türkler) rehine kurtarma operasyonunda Türkiye’nin aktif olduğunu biliyordu ama detaylar kurgulanmış bir şekilde açığa çıkmamıştı. Project-X belgeseli bu görevi gördü. Gösterildiği zaman yankı uyandırdı. Bir kaç kişinin insiyatif alması, Saddam’ın ultimatomunun bitmesine saatler kala, ölüm tehlikesini bile bile uçaklarını Tahran’a götüren kahraman Türk pilotlarının cesareti ile gerçekleşmişti. Tarihte eşine az rastlanılan bir olaydır.


Türkiye ile Japonya arasında fazla kültürel ve ticari ilişki yok ama tarihte olan Ertuğrul trajedisi ile Tahran hikayesi iki toplumun birbirine karşı önyargısız yaklaşmasını sağlıyor.
Kushimoto’nun vefası
Ertuğrul Fırkateyni’nin battığı Kushimoto bölgesi halkı yüz yirmi beş yıl önce kurtulan altmış kadar denizcimize bakmış onların iyileşmelerini sağlamış, rızklarını bölüşmüş ve aralarında topladıkları parayla memleketlerine dönmelerini sağlamıştı.
Daha sonra kazada hayatını kaybeden leventlerimiz için bir de şehitlik inşa ettiler. Bugün ilkokul öğrencileri hala o şehitliğin bakımını, temizliğini yapar çiçekler yerleştirirler.

Tekrar Ertuğrul
Tekrardan Ertuğrul filmine dönüyorum. Vizyona beş Aralık’da girecek. Reklamı daha çok sosyal medya paylaşımı şeklinde, çoğunlukla Facebook üzerinden yapılıyor. Henüz televizyonda veya başka bir medya ortamında duyurusunu görmedim. Oysa Star Wars filminin reklamı her gün yoğun bir şekilde televizyon, internet ve yazılı basın üzerinde. Ayrıca seyirci Star Wars’a anime filmleri, kamera arkası çekim ve röportajlar, ve değişik okazyonlar yolu ile hazırlandı. İnsanlar ciddi bir beklenti ve dolduruş içine sokuldu, “Star Wars Episode 7: The force awakens (Güç Uyanıyor)” filmini bekliyor. Ertuğrul filmi biraz daha PR yapmalı.

İmaj her şeyden once gelir
Film deyip de geçmeyin. Bazen tek bir sinema veya sanat eseri toplumları yıllar boyu etkileyebiliyor. Mesela negatif algı örneği olarak “Geceyarısı Ekspresi” filmini verebilirim. Yönetmeni Alan Parker meşhurdur. Film en iyi müzik oskarı aldı. Türkiye’yi berbat bir ülke, Türkleri de canavar, kötü, vahşi yaratıklar gibi gösterip yıllar boyu başımıza bela olmuş, bizleri başka toplumların gözünde yargılayıp mahkum etmiş, imajımızı kötü algı yolu ile hep zedelemiş bir filmdir.
Doğrusu, son iki yılda Japonya’da da bir hayli imaj erozyonuna uğradı Türkiye. Geçen ay Tokyo büyükelçiliği önünde vatandaşlarımızın 700 kişi tekme tokat birbirine girmesi, iki polisin ağır yaralaması tuz biber ekti. Bu olaydan sonra bir Japon bana “bu yapılan terördür” demişti.
Bu olumsuz gelişmelerin bir sonucu Japonya’dan Türkiye’ye yapılan seyahatlerde keskin düşüşler olmaya başladı. Öyle ki, günde iki uçak kaldıran THY sefer sayısını yüzde elli azaltacak, günde sadece bir uçak kaldıracak diye duydum.
Kainan 1890 filminin vizyona girmesi ile ışıklar yeniden iki ülke arasındaki olumlu ve güzel olayların üzerine odaklanacak.

“Ertuğrul” ya da “Kainan” 1890 | Japonya Bülteni-日本掲示板 için bir cevap yazın Cevabı iptal et