Taisei ve Obayashi Türk firmaları ile nükleer santral inşa edecek

Tıklayın yazılar posta kutunuza gelsin(üyelik bilgileri gizli tutulur). Günün fotoğrafı yazının sonunda.

Bugün Nikkei gazetesi son aşamaya gelen Sinop nükleer güç santrali (NGS) inşaatını Japonya’nın dört büyük müteahhitlik firmaları arasında olan Taisei ve Obayashi Kumi’nin yapacağını yazdı. Kurulacak ortaklığa (JV) Fransız Bouygues’le beraber iki veya üç Türk firması daha katılacak.

Taisei ve Obayashi’nin Sinop’un inşaasında görev alacağı konusunda on aydır aktif spekülasyon yapılıyordu. En sonunda müzakereler sonuçlandı demek ki haber basına sızdırıldı. Taisei, Marmaray projesinin de ana müteahhididir.

Ortaklığa katılacak Türk firmalarının adı henüz açıklanmadı ama enerji santralleri konusunda Türkiye’nin Gama, Enka gibi dünya çapında ünlü firmaları var. Bunlardan birisi mutlaka girmeli. Ayrıca Rönesans İnşaat, veya yakın zamanda Mitsubishi ile sermaye ortaklığı açıklayan Çalık gurubundan da katılım olabilir.

Burada bir parantez açıp Japon ve Türk müteahhitleri hakkında fazla bilinmeyen bir iki detay hakkında bilgi vermek isterim.

1. Japon firmaları yerel pazarda güçlenmişlerdir, Türk firmaları yurt dışında iş alarak palazlanmıştır.

Japonya’da dev bir inşaat sektörü var. İnşaat yatırımları Bin dokuz yüz yetmiş iki’de ekonominin yüzde yirmi beş’ni kapsıyordu. Yani Japonya inşaat ve gayri menkul sektörü kanalı ile kalkındı. Bugün de sektörün GDP’deki payı (Gayri Safi Milli Hasılat)yüzde on buçuk kadar. Türkiye’de ise müteahhitlerimiz yurt dışında iş alarak büyüdüler çünkü yurt içinde yakın zamana kadar büyük projeler yoktu.

2. Japon firmaları genelden yerele dev bir yapılanma içindedir. Türkiye’de ise hala kurumsallaşma ve örgütleşme bir kaç firma dışında gelişemedi.

Yerel piyasanın güçlü olması nedeni ile Japon müteahhitleri ülke sathında ve tüm yan sektörlerde örgütlendiler. Devlet de yardım etti. Mesela sektörün yakın zamana kadar lideri kabul edilen Kajima İnşaat bir “milli proje”dir. Bugün onun yerini başbakan Abe’ye yakınlığı ile bilinen Taisei aldı.

Japonya’da sektörü besleyen endüstriyel yatırımlar ve devlet yatırımları oldu. Kamu yatırımlarında para, merkezi hükümetten belediyelere, oradan da kooperatifler kanalı ile yerel firmalara aktı. Bu nedenle inşaat işi her zaman ekonomiyi canlandıran bir itici güç oldu. Türkiye’de ise yapılacak büyük projelerin olmaması nedeni ile firmalar yurtdışı işleri ile büyüdüler, yurt içinde yakın zamana kadar örgütlenmede cılız kaldılar.

3. Japon firmaları uzmanlaştı, Türk firmaları taşeronluktan uzmanlığa terfi etme yolunda.

Güçlü iç pazarın bir etkisi de Japon firmalarının tüm teknik sorunlara kendilerince çözüm getirmeleri, taşeronluk yapmamaları oldu. Yurt dışından rekabet engellendi. Bu sayede en tepede beş tane dev firma (Kajima, Taisei, Shimizu, Maeda, Takenaka) onların altında da gene büyük bir dizi firma kendi uzmanlık alanlarını oluşturdular.

Türkiye’de aslında benzer bir yol izledi ama cılız iç piyasa yüzünden uzun yıllar taşeronluk seviyesinde kaldı, kalfalık yaptı. Bugün bizim Gama, Enka gibi Japon JGC, Chiyoda, Toyo Engineering firmaları ile teknoloji seviyesinde de yarışabilecek firmalarımız var.

4. Türk firmaları İki bin’li yıllarda sonra hızla büyüdü, Japon firmaları ise daraldı. 

Japon inşaat sanayi İki bin’den sonra acılı ve kanlı bir yeniden yapılanma ve daralma sürecine girdi. Bir sürü firma iflas etti. Etmeyenler birleşti. Bin dokuz yaz doksan dokuz’da altı yüz bin yüz firma vardı. İki bin on üç sonunda dört yüz yetmiş bin firma kaldı. Sektörün GDP’deki payı İki bin on yılında yılında yüzde sekiz nokta yedi’ye kadar geriledi ki dip noktadır. Karlılık oranları da geriledi. Bir zamanlar yüzde dört net karla çalışırlardı şimdi yüzde iki’lerdeler.

Türk firmaları ise İki bin’li yıllarda altın çağını yaşamaya başladı. Ne gariptir ki bu durumda bile GDP’deki payı yüzde yedi buçuk’ları fazla geçmemesine karşın eleştirildi.

5. Türk firmaları Japon firmalarına göre uluslararası piyasada çok daha hızlı büyüdü ve hacim olarak onları yakaladı. 

ENR (Engineering News Record)’un sağladığı verilere göre Japon firmaları iki bin on üç yılında global piyasalarda yimi iki milyar Dolarlık iş aldı. Türk müteahhitlerinin uluslararası iş hacmi ise yirmi milyar dört yüz milyon dolar. Japon inşaat sektörünün dört yüz altmış altı milyar dolar olduğunu düşünürsek (Türk inşaat sektörünün yaklaşık sekiz katı), uluslararası projelerin toplam sektörün Japonya’da yüzde dört, Türkiye’de ise yüzde otuz iki’sine karşılık geldiğini görebiliriz. Yani Türkler daha global.

insaat sektoru

Ancak asıl gelişmeyi son on beş yıldaki oranlara bakınca görüyoruz. Türk firmalarının uluslararası piyasalarda kazandıkları kontratların bedeli İki bin dört yılında iki milyar Dolar iken bu rakam iki bin on üç ‘de on kat artarak yirmi bir milyar Dolar oldu. Bu süre içinde global müteahhitlik pazarı yüz altmış yedi buçuk milyar Dolar’dan beş yüz kırk dört milyar Dolar’a genişledi.

Ama aynı süre içinde Japon firmaları global paylarını on dört buçuk milyar Dolar’dan yirmi iki milyar Dolar’a çıkardılar. Yani Türk müteahhitler Japon meslektaşlarına göre uluslararası piyasalarda daha atak ve becerikli.

Türk firmaları işlem hacmini 2 milyardan 21 milyara çıkarırken Japon firmaları 14.5 milyardan ancak 22 milyar dolara çıktı.
Türk firmaları işlem hacmini 2 milyardan 21 milyara çıkarırken Japon firmaları 14.5 milyardan ancak 22 milyar dolara çıktı.

Ancak bu resime bakarak müteahhitlerimizin başarıları hakkında çok da sevinmeyelim. Japonya o yirmi iki milyar Dolar’lık iş hacmini on dört firma ile gerçekleştirdi. Uzmanlık alanları var, taşeron değiller. Marka oldular. Türkiye ise yirmi bir milyar Dolar’ı kırk iki firma ile yaptı. Yani hala taşeronuz.

Büyük projeler bizim de yeni teknolojileri geliştirmemize yardım ediyor ve önemli tecrübeler kazanıyoruz. Bunun doğal sonucu ileriki projelerde gittikçe artan yerli payı olacaktır. Yani işin kaymağı artan oranlarda Türklere kalacak ki bu da iyi bir şey.

Günün Fotoğrafı- Rugby yapan çocuklar ve Roller Blade Dede(20 Haziran 2015)

Güzel bir Cumartesi günü, Tama Nehri kıyısındaki spor alanları dolmuş, çocuklar ve yetişkinler beyzbol ve futbol ağırlıklı müsabakalar, antrenmanlar yapıyorlar. Gözüme küçük çocuklardan oluşan bir rugby grubu çarpıyor. Yerel belediyenin ekibiymiş. Koçları bağırıyor “muhallebi çocukları, ne yediniz sabah? saldırın, sağınız solunuz kanasa da yüzünüz gözünüz ter içinde kalsa da karşınızdaki rakiptir, saldıracaksınız, rugby bu böyle oynanır, hadi hadi”. Ufaklıklar birbirleri üzerine atlayarak koçlarının gözüne girmeye çalışıyorlardı.

Rugby antremanı yapan ufaklıklar
Rugby antremanı yapan ufaklıklar

Biraz ileride ise başka guruplar var. Aradaki yollarda bisiklete binenler, paten kayanlar göze çarpıyor. Bir amca var, roller blade denilen üçlü patenleri geçirmiş keyfine bakıyordu.

Patenci dede
Patenci dede

Yorum bırakın