Oxford mezunuyum ama aslında Türk’üm Veliaht Prens hazretleri

Birleşik Krallığın (İngiltere) Japonya büyükelçileri ya Oxford ya da Cambridge diplomasına sahiptirler. Bu nedenle olsa gerek Tokyo Cambridge-Oxford Mezunlar Cemiyeti’nin sembolik de olsa başkanlığını yaparlar ve büyükleçilik rezidansını yılda bir kez Mayıs ayında mezunlar derneğinin düzenlediği geleneksel “Yaz’a Giriş” partisine tahsis ederler.

“Geleneksel” kelimesini kullandım çünkü derneğimiz 110 yaşında. Ben 2005 yılında 100.üncü kuruluş yıldönümünü kutladığı sene katıldım. İkinci masterim matematiksel finans üzerine Oxford New Koleji’ndendir. .

Sadece Oxford Üniversitesi’nin Tokyo’da 800’e yakın mezunu olduğu rivayet ediliyor. Çoğunluğu Japon kalanın hemen hemen tamamı İngiliz. Üçüncü ülkelerden olanlar az. Tek Türk’de bildiğim kadarı ile benim. Öte yandan meslek grupları homojen değil. Her yelpazeden insan var. Diplomatlar, büyükelçiler, müsteşarlar, milletvekilleri, şirket genel müdürleri, bürokratlar, yatırımcılar, sanatçılar, yazarlar, bilim insanları, hukukçular, doktorlar ve daha nice diğerleri.

İmparatorluk ailesinin mensupları arasında da mezunlarımız bulunuyor. Özellikle de veliaht prens Naruhito hazretleri ve karısı prenses Masako hazretleri. Veliaht prens Oxford Üniversitesi Merton Koleji’nde eğitim gördü. Bildiğim kadarı ile her yıl bu toplantıya katılıyor. Bir kaç yıl kadar önce kendisi ile sohbet etme fırsatım da olmuştu. Oldukça alçakgönüllü, sade görünüşlü ve sevecen birisi.

Bu sene bu toplantı 27 Mayıs akşamı yapıldı. Önce size yaz başı partisinin yer aldığı İngiltere sefaretini biraz anlatayım. Büyükelçilik ve rezidans Japon imparatorluk sarayının tam karşısındadır. Bahçesi muhteşemdir. Japonya’nın en nandide bölgesinde, imparatorluk sarayının hemen önünde geniş bir arsa üzerinde prestijli bir yapı içerisinde hizmet verir. Sadece sahip olduğu gayrimenkulun yeri ve değerinden bile 100 yıl önce Japonya üzerinde en fazla nüfuza sahip ülkenin İngiltere olduğunu kolayca tahmin edebiliriz.

Sarayın Hibiya tarafından görünüşü

Sarayın Hibiya tarafından görünüşü

Imparatorluk sarayının İngiltere sefareti tarafından görünüşü

Imparatorluk sarayı, tam yanında Ingiltere sefareti var

Rezidansın salonları misafirleri sarıp sarmalayan yüksek tavanlı, duvarlarda kraliyet ailesi bireylerinin resmedildiği devasa yağlı boya tablolar var. Kraliçe’ninki en ihtişamlısı.

Salon-galerilerden birisini Japonya ile İngiltere arasında 1613 yılında başlayan ticari ve diplomatik ilişkilerin 400.üncü yıldönümü için sergilenen eşyalara ayırmışlar. Ortasına Ingiliz Kralı 1. James tarafından Shogun Tokugawa Ieyasu’ya gönderilen teleskopun bir replikası konmuş. Ayrıca Japonya’nın İngiltere ve Japon topraklarındaki İngilizlere 400 yıl önce bahşettiği imtiyazların yazılı olduğu Ferman’da sergileniyor.

Bahçesi geniş, çimlendirilmiş ve ağaçlandırılmış. Gül ağaçları da var. Çimler kısa ve yeni kesilmiş. Bir yaz akşamı geçirmek için ideal  bir yer.

Bu sene mutfak diğer yıllara göre daha çeşitli ve iyiydi. Zamanımın önemli bir kısmını keyifle ve yemek yiyerek geçirdim ama bir süre sonra Türk olduğumu öğrenen kişilerden gelen “Türkiye’ye ne oldu” soruları sıktı, içeriye kaçtım ve  geniş salonlarda gezinmeye başladım.

Ben böyle sağa sola bakarak dolaşırken bir grubun içine düştüm. Veliaht Prens ile konuşmak isteyenler dizilmişler, sıranın kendilerine gelmesini bekliyorlar. İki büyük salonun ortasındaki holde, birazdan geleneksel Oxford-Cambridge kürek yarışını DVD’den izleyeceğimiz açıklığın tam önündeyiz.

Konuşulanlara kulak kabartıyorum. Genç birisi son yaptığı tıp alanındaki çalışmalarından bahsediyor. Ondan sonraki Japonya’nın en büyük gemicilik şirketinde bir yönetici. Karısını tanıştırıyor, güzel sanatlar çalışıyormuş. Veliaht prens kendisine tanıştırılan bu hanımın sanatı ile ilgileniyor. Bir gün icra ettiği eserleri görebilir mi acaba?  Kimbilir belki de saraya çağırır. Konuşulanlar ilgimi çekiyor. Prens alçakgönüllü, ve sıradan bir vatandaş gibi samimi bir şekilde konuşulanları dinliyor, ilgi gösteriyor, yorum yapıyor, cevap veriyor. O kadar sade, içten ve sahtecilikten uzak ki sanki karşımızdaki şahıs müstakbel imparator, “güneşin oğlu” değilmiş de mahalle komşumuzmuş gibi bir hava var.

Bir yandan bu sahneyi seyrederken diğer yandan da sıra bana gelmeden çıkarım diye hesap yapıyorum. Biraz sonra benim önümdeki kişi ile konuşmaya başlayacak işte o zaman sessizce bir arkaya geçerim diye düşünüyorum. Tam o sırada kalabalık bir dalgalanıyor. Kürek yarışı başlayacakmış. Ev sahibi büyükelçi yanında mezunlar cemiyetinin genel sekreteri olduğu halde yanımıza yaklaşıyor ve gösterinin başlayacağını bildiriyor bekleyenlere, sıradaki grup hiç itiraz göstermeden hemen salona ilerliyor ve ben veliahtın tam önünde kalıveriyorum.

Prens hazretleri her zamanki sıcaklığı ve nezaketi ile elini uzattı. Hazırlıklı olmadığım için bir an öyle kalakaldım. Veliaht benimle konuşmak istediği için ev sahibi ve diğerleri de O’nu beklediler. Bu durum böyle bir kaç saniye sürdü, yani Japonya tahtının varisinin eli öylece havada kaldı. O iki-üç saniye içinde ne yapacağımı bilemedim. Japonya’da bu tip şeyler kurallara bağlı. Örneğin fotoğrafını çekemezsiniz, kartvizitinizi veremezsiniz, konuşmaya belirli protokol sözcükleri ile başlamanız gerekir, vs, vs. İyi de elini sıkmak konusundaki kural neydi?

Tabii bu iki saniye içinde veliahtın elini havada bırakmanın doğal olmadığına karar verip kendime geldim ve hemen elini kavradım. Daha önce konuşmuşluğum var ama elini ilk defa sıkıyordum. Hafif, sıcacık ve yumuşak bir el sıkışı vardı. Rahatlık ve huzur veren bir his yayıldı.

Ancak bu duruma hazırlıklı olmadığım için ne diyeceğimi bilemedim ve ağzımdan ilk çıkanları söyleyiverdim: “Ben de Oxford mezunuyum, New Koleji’nden, ama aslen Türküm Veliaht Prens Hazretleri”.

İçinde bulunduğumuz ortamla alakası olamayan bir cümle. Daha başka pek çok şey söyleyebilirdim tabi. Neden böyle bir giriş yaptım bilmiyorum. Belki de gece boyunca Türk olduğumu duyanların sordukları sorular ve yaptıkları yorumlardan olsa gerek. Neyse ki veliaht prens bütün nezaketi ile konuşmayı sürdürdü. Böyle bir-iki dakika kadar konuştuk. Daha sonra da kürek yarışını izlemek üzere salona geçtik.

Bu sene Oxford, Cambridge’e karşı ezici bir üstünlük gösterdi ve son yıllardaki en büyük farkla, 18 dakikalık bir marjla yarışı kazandı. Yarış boyunca prens etrafındakilerle şakalaştı. Espriler yaptı. Hatta kendisine bir kartvizit bile verildi.

Japonlar imparatorluk kurumunu seviyorlar. Ailenin üyeleri halk içinde oldukları ve halk gibi davrandıkları için herhalde. Hatırlarsınız, Prenses Hisako Takamado, ki O da Cambridge Girton Koleji mezunudur, Japon delegasyonu ile geçen 7 Eylül’de Buenos Aires’e gitmiş ve Japonya’nın 2020 olimpiyatlarını kazanmasında rol oynayan bir konuşma yapmıştı.

Ancak veliaht prens ve prenses Masako’nun tek bir kız evlatları var. Bu durum ilerde tahta kim çıkacak tartışmasını yeniden gündeme getirecektir. Ayrıca, erkek bir çocuk baskısı ve saray hayatına uyum süreci prensesi yıprattı. 2004 yılından beri çok nadir olarak gün yüzüne çıkıyor.

 

 

 

 

Yorumlar

  1. Helal Erol. Ben de NL-TR 400. Yil komitesindeki tek turk uye idim. Yaklasik 8-9 kisilik diger uyeler senato bskani, lahey bld bsk, disisleri eski bakani, buranin tusiadinin bsk gibi tiplerdi. Turk oldugumu bildikleri halde ama NL vatandasi da oldugumdan epey gizli sayilabilecek politika konusmalarina o komitede sahit oldum. Komite vesilesiyle kralice ve velihat prens ( simdiki kral) ile tanistim. Sonra arkasi geldi bir kac kez. Saraya da davet edildik. Sonucda senato bskanini bizim bankaya hk uyesi olarak aldik. Ciddi kapilari acabiliyor….

    >

    • Selam, Ingiltere ile Japonya arasında 400 yıl önce başlamış ilişkiler, bizimki 120 yıl gibi. Ama aslında TC-JP ilişkisi yok gibi, sıfır. özellikle ikinci dünya savaşından sonra. Bu ayın sonunda bir yazı koyacağım bloğa, ve bir iki fotoğraf. son 70 yılda Tokyo’dan gelen geçenler. Herkes var, Iwajima’ya çıkan ABD askerleri ile başlayıp, Douglas McArthur’dan devam eden, Muhammed Ali, BB, Jane Fonda, Playboy kızları, Dalai Lama, vs vs. Tek bir Türk yok, Japon popüler kültürüne şu veya bu şekilde sızabilen. Türkiye’deki bireysel çabalar eriyip gitmişler, dar grupların cult merasimine dönmüş iz bırakmadan.

Yorum bırakın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s