Tokyo’da bir korsan ile bir paşanın hikayesi(La Corsaire)

Burayı tıklayın Japonya Bülteni posta kutunuza gelsin (üyelik bilgileri gizlidir, umuma açık edilmez)

Not: En son paragraf ve fotoğraf 10 Ocak 2014 tarihinde eklenmiştir

28 Aralık tarihindeki yazımda “yeni yılda küçük bir heyecan” başlığı altında Korsan adlı üç perdelik bale gösterisinden şöyle bahsetmiştim:

… Stage You stüdyosu “Le Corsaire” (Korsan) balesini icra edecek. Bu oyunda Kaan da şehzade rolünde. Hatta bu nedenle Ekim ayı sonunda yaptığım İstanbul seyahatimde Kapalıçarşı’dan tam sekiz takım kostüm de aldım. Oyunda gerçek balet ve balerinler de rol alıyorlar. Kalabalık bir kadro ihtiyacı var. Kostümleri getirip denediğimiz vakit önce benden köle pazarındaki alıcılardan birinin rölünü oynamamı istediler. Olur dedim. Sonra kostümleri giyince Paşa kostümünün daha çok yakıştığını gördük. Böylece o rolü aldım. Böylece Kaan şehzade ben paşa 4 Ocak’da Kapalıçarşı’dan aldığımız kostümlerle Tokyo Shibuya Sakura Hall’da boy göstereceğiz. Haydi hayırlısı. Altından kazasız belasız kalkarsak fotograflı hikayesini yazarım…

Bugünkü yazıyı bu hikayeye ayırdım.

İstanbul’a gelirken Ay elime bir kağıt tutuşturdu, hani bakkala giderken süt-yumurta al da gel yazan kağıtlar vardır ya işte onun gibisinden bir şey. Baktım gayet şık, profesyonelce tasarlanmış kostüm çizimleri var. Nedir bu dedim. Oğlanın bale gösterisi için gerekli kostümlermiş. Hikaye Osmanlı zamanında eski İstanbul’da geçiyor. Kostümleri orjinal olsun istemişler. Gitmişken alıp geliver dedi.

Ne balesi? Ben bu gösteri işini okul müsameresi diye anlamıştım. Meğer öyle değilmiş. Ciddi, seyirci önünde sergilenecek bir bale performansı imiş. Olayı yanlış anladığım için bir de hanımdan azar işittik. Neyse, Tokyo’ya dönmeden bir gün önce, Cumartesiydi, gittim Kapalı Çarşı’ya. Balat’ın girişinde Rüstem Paşa Camii vardır. Onun önündeki Uzun Çarşı sokaktan dümdüz çıkınca Kapalı çarşının tekstil malzemeleri satan kısmına açılan kapısına geliniyor. Şehzade, folklor kostümleri satan dükkanları hemen buldum. Ama çeşit çeşit var. Tam yedi saat sürdü 7 parça giysiyi almam. İki çocuk, 5 yetişkin için toplam 7 takım. Mağaza çalışanları seferber oldular. Elimdeki çizimlere bakıp birer birer özene bezene seçtik. Sonra’da malları yüklenip geldik.

Bana verilen siparişteki çizimlere bakarak  seçiyorum

Bana verilen siparişteki çizimlere bakarak seçiyorum

Bunlar nasıl abi?

Bunlar nasıl abi?

Stüdyodan teklif var

Tokyo’ya dönüp de kostümleri teslim ettikten sonra ben bu mevzuyu unuttum. Aralık ayının ilk haftasında stüdyodan haber göndermişler. Kadro ihtiyacı var, gösterinin köle pazarı sahnesinde alıcılardan biri olurmuymuşum diye. Kostümleri kuşanıp, pazardan esir alıyormuş gibi rol yapacakmışım. Oğlum Kaan duymuş, çok sevindi ve heyecanlandı babası ile beraber piyese çıkacağı için. Böylece bana seçim hakkı kalmadı, mecburen evet dedik.

Doğal olarak oyunu bir görmek, en azından bir iki kere beraber prova etmek gerek. Ben de öyle yaptım. Zor bir şey değil, gösterinin odak noktası zaten balerinler. Kimse bizi farketmeyecek. Figuranız yani. Satışa çıkarılan kadın esirler için açık artırma yapıyormuş gibi rol keseceğiz. Muhteşem Yüzyıl dizisinde görmüştüm, öyle birkaç sahne vardı. Kolay. Prova yapmaya bile gerek yok. Rahat olabiliriz.

Sonra 18 Aralık’da oyunun sergileneceği konser salonunda bir prova oldu. İşte ben ilk o zaman olayın ciddiyetini anladım. Bir kere salon, ciddi bir salon. Oyunun yapımcısı var. Ayrıca koreograf, direktör, ses, ışık efekt uzmanları vs falan öyle amatör işi bir şey değil. Zaten kadronun kilit sanatçılarının dörtte üçü NBA Ballet Company tarafından sağlanıyor. Profesyonel balet veya balerinler veya tiyatro sanatçıları. Neyse, prova da sorunsuz geçti. Bir veya iki yerde sahne alıyorum ki o anlar da çok da ortada değil zaten.

Gerçek sahnedeki ilk prova

Gerçek sahnedeki ilk prova

Ben döndükten sonra koreograf ile yapımcı kadro üzerinde değişik yapmışlar. Benim rolüm köle alıcısından paşa rolüne değiştirilmiş. Bunu duyan Kaan tam havalara uçmaya başladı. Paşa ile Kaan piyes içinde de baba oğul rolünde, beraber sahne alıyorlar. Olmaz desem oğlum hayal kırıklığına uğrayacak. Ne yapmak gerekiyor diye sordum. Padişah gibi kasıla kasıla yürüyüp ahkam keser gibi yapacaksın dediler. Hah işte tam bana göre bir rol. Oturduğum yerden kızgın bir surat ifadesi ile sağa sola emir verir gibi yapacağım yani. Oh ne ala. Hiç sorun yok. İçim rahat kabul ettim bu değişikliği.

Hikaye hakkında biraz bilgi- Le Coursaire (Korsan)

Önce biraz hikaye hakkında bilgi vereyim. Le Coursaire, yani Korsan, değişik yorumlarla sahneleniyor. Biz Marius Petipa’nın varyasyonlarından birini canlandırdık. Estetik açıdan dopdolu bir hikaye. Başrol ve yardımcı roldeki sanatçıların solo dansettikleri bölümler nefes kesiyor. Balenin bu kadar güzel olduğunu bilmiyordum.

Kısaca hikaye şöyle; Hükümdar Seyit Paşa köle ticaretini yasaklamak istemektedir. Esir pazarını işleten Lankadem ve kardeşi Birbanto, bunlar kötü adamlar, bu işten hoşlanmazlar. Seyit paşanın kızı Medora korsanlardan Conrad’a aşık olur. Conrad esas oğlandır. Conrad ile Seyit Paşa köle ticaretini yasaklayan bir anlaşma imzalarlar. Kötü adamlar Medora’yı tuzağa düşürüp kaçırırlar. Amaçları kaçıranın Conrad olduğu izlemini verip Paşa ile arasını bozmaktır. İstedikleri olur. Conrad’ın kızı Medora’yı kaçırdığını düşünen paşa anlaşmayı fesheder ve kızını kurtarmak için esir pazarına basar. Fakat Conrad’da oradadır, arbede olur. Kötü adamlar ölür. Hakikat ortaya çıkar. Paşa Conrad’ın esas oğlan olduğunu anlar ve kızı ile izdivacına izin verir. Sonra görkemli bir düğün yapılır. Gökten üç elma düşer. Elmalar düşerken esas oyuncular birbirinden güzel danslar yaparlar. Ardından, Finale. Ve oyun biter.

Provalarda iş sarpa sarıyor

Ben paşa rolüne de fazla iş düşmediğini sanarak ilk provaya gittim. Ve hiç bir şey anlamadım. Bana sürekli bir şeyler yapmamı söylüyorlardı. Mesela şu sahne bitince şöyle yap, bu davullar vurunca böyle yap diye. Bu rol köle pazarındaki rolden farklıydı. Hem de bayağı farklı.

Aralığın son haftası üç defa provaya gittik. Her defasında panik katsayımız arttı. Tamam dans etmemiz falan gerekmiyor, ama canlandıracağım paşa karakteri kilit rollerden biri. Tam 11 kere sahne alıyor. Müzik eşliğinde yapmam gereken bir sürü şey var. İkinci perdenin doruk noktası paşanın, esas oğlan Conrad ile arasında yaptığı anlaşmayı feshettiği an, orkestranın muhteşem bir bitirişi ile perde kapanıyor ve spot ışıkları sahnede bir tek paşayı gösteriyor. Hem de anlaşmanın yazıldığı kağıdı dramatik bir şekilde atraksiyon yaparak yırtan bir paşa. Her vuruşu ezberlemem müzik ile senkronize olmam gerek.

30 Aralık’da yılbaşı için Tokyo yakınlarındaki bir otele gittik. Üç gün kalıp döneceğiz. 3 Ocak’da son bir prova var. 4 Ocak’da ise sahne alıyoruz.

Sakin ama biraz da endişeli bir yılbaşı geçirdim. Kadronun yarısı profesyonel. Bir çoğu 10 hatta 15 yıldır bu işi yapıyor. Rüyalarında bile oynayabilirler. Kalanlar bir kaç yıldan beri beraberler. Baleyi ve oyunu iyi biliyorlar. Bizim oğlan bile 6 aydır devam ediyor. Ben ise dün bir bugün iki. Sahneye çıkıp ahkam keser gibi yapıp da savsaklanacak iş değil. Bir ara vazgeçmeyi düşündüm ama sonra işi oluruna bırakmaya karar verdim.

Provalar

Provalar

3 Ocak Cuma günkü provanın tamamını videoya çektim. Her sahne aldığımda yapmam gerekenleri ezberlemem gerek. O gece 11 sahnenin envanterini çıkardım. Her bir müzik notasına karşılık gelen hareketlere kadar. Sonra bunları bir kez daha ayrıştırdım. Başlangıçlar, bitişler, sayı saymalar ve saire. Sahnelerin en azından yarısı sorunsuz icra edilebilir hale geldi.

Sahnelerin dökümü ve analizi

Sahnelerin dökümü ve analizi

Oyun günü, 4 Ocak, sabah 10 da konser salonuna geldik. Son bir prova yapılacak. Tam kadro, gerçek kostümlerle. Sahnede. Hala düzgün gitmeyen noktalar var. Bu provayı da videoya alıyorum. Ve sahne almadan önce, öğleden sonra, soru işareti kalan, eksik olan kısımların da dökümünü çıkartıyorum.

Sahne hazırlanıyor

Sahne hazırlanıyor

Son prova

Son prova

Burada bir parantez açmak gerek. Dans konusunda yeteneksiz veya deneyimsiz biri değilimdir. Tiyatro deneyimim lise son sınıf müsameresi kadar. Ama delikanlılık çağlarımda, yani yıllar önce, profesyonel düzeyde dans eğitimi aldım hatta TRT Arı Stüdyosunda televizyona bile çıktık. O zamanlar için büyük olay. Feridun Ulusoy‘un Jazz Dans stüdyosuna devam ederdim. Yani müziği ve koreografiyi koordine edebilecek yeteneğim var. Bu işin altından kalkmamı da buna borçluyum zaten. Parantezi kapatıyorum.

Soyunma odası

Soyunma odası

Diğer oyuncularla

Diğer oyuncularla- Paşa rolü gerçekçi olsun diye ben sakal da bıraktım

Ve perde açılıyor

Lankadem solo performansı

Lankadem solo performansı

Sahne arkasında sıra bekleyiş

Sahne arkasında sıra bekleyiş

DSC_0117

O gün iki oyun oynandı. Önce Coppelia, saat 15:30-17:15 arası. Sonra da Korsan. Oyun baştan sona mükemmel geçti. Bir iki aksama oldu ama önemli degildi. Zaten seyirci de farketmedi. Perdeler inip de alkışlar kesilmeyince aylardır bunun için çalışan bir çok oyuncu göz yaşlarına boğuldu. Ben sadece iki haftadır bir parçası olduğum bu prodüksüyonun düzgün gitmesinden ve Kaan’ın babasıyla gurur duymasından dolayı mutluydum.

Finale. Paşa ortada, sol yanında Kaan

Finale. Paşa ortada, sol yanında Kaan

Sonradan duydum, oyunu görenler beni profesyonel zannetmişler. Bilmiyorduk dediler. Ben de bildiğiniz doğru, bilmediğinizi zannettiğiniz şey yanlış dedim.

Bittikten sonra bir grupla beraber

Bittikten sonra bir grupla beraber

Herkes Kaan'la fotoğraf çektirmek istedi

Herkes Kaan’la fotoğraf çektirmek istedi

Balerinler

Balerinler

Bu macera da böylece kazasız sonlanmış oldu. Geriye hoş bir anı kaldı. Neyse ki Japonya’nın yılbaşı tatili 6 Ocak’a kadardı. Pazar günü dinlenebildim. Ayrıca bu vesile ile baleyi ve klasik müziği de yeniden keşfetmiş oldum. Bu yılın programına konser ve gösterilerin bir kısmına gitmeyi koyduk.

Paşa ve bir cariyesi

Paşa ve bir cariyesi ve harem ağası

DSC_0202

Nereden geliyor bu bale merakı?

Fotoğrafları arşivlediğim bir çekmecem var. Tamamen alakasız bir şey ararken karımın çocukluğuna ait, ana okulu, ilk ve orta okul çağlarında çekilmiş bir deste fotoğrafa rast geldim. Hatırlıyorum, 20 yıl önce evlendiğimizde annesi Ay’ın özel eşyaları ile beraber elime tutuşturmuştu. Sevgilimin ve eşimin masum çocukluğunun, ilk genç kızlığının ebediyen dondurulmuş anlarıydı bunlar. Renkleri solmaya başlamış 30’a yakın resim. Siyah beyaz ve evladiyelik bir fotoğraf hariç. O solmamış. Sadece zamanı değil umutları, rüyaları, tutkuları ve çocukluğun masum-saf emellerini özetleyen bir an. Balerin olarak çekilmiş.

Her küçüğün böyle bir fotoğrafı olmalı.

Karım küçük bir çocukken bale dersleri almış. Hangisi tanıyabilecekmisiniz?

Karım küçük bir çocukken bale dersleri almış. Hangisi tanıyabilecekmisiniz?

Korsan gösterisi ile ilgili bu yazıda yer almayan bir anıyı–> burayı tıklayarak okuyabilirsiniz (2015 Ocak’da eklendi)

Yorumlar

Yorum bırakın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s