Seks düşkünü bir adam nasıl ehlileşti ve aile babası oldu

Burayı tıklayın Japonya Bülteni dogrudan posta kutunuza gelsin

Bir arkadaşım var. Adına Ferdi diyelim. Orhan da olabilirdi, Vikram da. Şimdi evli, iki çocuklu, karısından çekinen mazbut ve örnek bir aile babası. Ayrıca büyük ve meşhur bir şirkette başarılı üst düzey yönetici görevi var. Ama 8 yıl öncesine kadar düzenli işi olmayan, arkadaşlarının evinde kalan, sürekli kadın peşinde koşup gömlek değiştirir gibi sevgili değiştiren biriyidi, yani dilimizdeki karşılığıyla bildiğimiz zamparaydı. Karım pek hazzetmez, sorumsuz bulurdu. Bir kaç kez “Ne buluyorsun şu adamda” diye sormuştur da.

Bir şey bulunmayacak birisi değildi arkadaşım. Kolayca hayran da olunurdu, “kıl” da. Kişilik olarak ilginç bir vatandaştır. Bazen öyle şeyler yapar, öyle laflar eder ki hem şaşırtır, hem eğlendirir, hem de eğitir. Hani şu “zihnimde yeni bir pencere açıldı, olayları farklı bir açıdan görmeye başladım” denilen anlar vardır ya işte öyle şeyler olur. Şimdi nasıldır bilmiyorum çünkü evlendi, ama eskiden akıllıydı. Ben bizzat şahit değilim fakat IQ (zeka seviyesini ölçen test) düzeyi 150 demişlerdi.

Amerika’nın güneyinden, California eyaletindendir. Genellikle rahat, çoğu şeyi üstüne alınmayan bir havası vardır.

Her üstün zekalı gibi cinsel yönden aşırıydı. Hanımla yıldızının barışmamasının bir sebebi de budur zaten. Belki de benim üzerimde “kötü” etki yapmasından çekiniyordu çünkü arkadaşımın yanında sürekli farklı bir kadın olurdu. Aslında durum daha da vahimdi çünkü kendi kendiyle yarış halindeydi. Bir gün, neredeyse 10 yıl oluyor Şubat ayının sonlarına geliyordu, evinde toplanmıştık. Bize yeni bir rekora doğru gitmek üzere olduğunu ifade etmiş, 1.5 ayda 21 farklı hatun ile beraber olduğunu söylemişti. Nasıl bir cevap verilebilirdi bilmediğim için “vay canına” falan demiştim herhalde. Bu önemli bilgiyi bizimle paylaştıktan sonra da yatak odasını göstermişti. “Hatıralar” kalsın diye çarşaflarını özellikle değiştirmiyordu. Bak şu dünkü hatundan hatıra, bir yanındaki geçen haftakinden falan diye anlatıp midemizi bulandırmıştı. Hijyenik değildi yani. Bildiğimiz anlamda pisti. Günahını almak istemem çünkü net hatırlamıyorum ama aramızda bir hayli şaka yapılmıştı o gün. Evlenirken, yatağını ne yapacağı merak konusu olmuş, Tokyo’nun bazı zenginlerinin satın alıp bir müze eseri gibi evlerinin bir köşesinde sergilemek isteyeceğini iddia edenler çıkmıştı.

Bakın söylemeyi unuttuğum önemli bir ayrıntı bu. Müzmin bekardı, düzenli bir işi yoktu ama meteliğe kurşun da atmazdı. İleri zekası nedeni ile mutlaka birilerine, şirketlere danışmanlık yapardı. Ev konusuna gelince. Yukarıdaki konuşma kendi evine taşındıktan sonra oldu ama ondan önce, 10 yıla yakın bir süre, dünyanın en iyi okullarından kabul edilen Harvard’dan dönem arkadaşı olan ve Tokyo’nun en popüler semtlerinden birinde 250 metrekareye yaklaşan bir penthouse kiralayan- ki aylık masrafı yaklaşik 12,000 Dolar civarında olabilirdi- bir arkadaşının yanında kaldı. İkisi de bekardı ve galiba ev kirası yerine arkadaşımızın kızlar üzerindeki karizması geçer akçeydi.

Bir akşam yemekteydik. Yanında yeni bir kızla gelmişti. Çok fazla konuşmayan, hafif sivilceli, güzel denemeyecek ama en azından sempatik olabilecek birisiydi. Sonra o gece yarısına doğru bir telefon aldım. Heyecanla konuşuyordu arkadaşım. “Kız bakireymiş” demişti. Gene ne cevap vereceğimi bilemedim. Umarım hayırlı olsun falan dememişimdir. İlk defa başına geliyormuş böyle bir deneyim. Ne kadar ulvi ve onda karmaşık duygular yaratan bir şey olduğunu söylemişti. Ermiş, doğru yolu görmüş gibi konuşuyordu. Sesi Davudileşmişti sanki. Durumdan endişelendiğim için ertesi sabah evine gittim. Kızcağız beline ev işlerinde kullanılan mutfak önlüğünü geçirmiş, elinde temizlik bezi masayı siliyor, iki azgın ve iflah olmaz müzmin bekarın kaldığı daireye çeki düzen verebileceği inancı ile sağa sola karışıyordu. Elinden en iyi bu geliyordu galiba diye düşünmüşümdür herhalde.

Klasik anlamda yakışıklı değildi ama yanından hatun da eksik olmuyordu. Başarının ardında sıkı çalışma, araştırma, planlama ve deneme olduğunu söylerdi- biz sormasak bile. Mesela evrensel olarak kadınların sanatçılara zaafı olduğunu bilirdi. Bu nedenle önce mimar olmaya karar verdi. Karımı delirten olaylardan biri de budur. Bizim hanımın ailesi dört kuşaktan beri sanatçıdır. Imparatora eğitmenlik vermiş büyük dedesi var. Babası da Japonya’daki ileri gelen mimarlardan biri. Kızkardeşi de mimar. Karım ise seramik sanatçısı. Zampara arkadaşımın kız tavlamak için mimar olmaya heveslenmesine kızmıştı. Hele gidip babasından randevu almasına (aslında ben tanıştırdım) ve bu sayede normal şartlar altında geçemeyeceği kapılardan geçme olasılığının doğmasına içerlemişti. Kayınpeder yardımsever ve alçalgönüllüdür. Birkaç tavsiyede bulunmuştu. Sonuçta arkadaşım kısa bir ingiltere macerasından sonra mimarlıktan vaz geçmeye karar verdi. Zaman ve özveri harcaması gerektiğini görmüştü herhalde. Belki de aradığı hatun tipinin mimarlar arasında olmadığını farketmişti.

Bir sonraki sanat deneyimi kara kalem resim, ve ikebanaydı. Ikebana Japonların çiçek düzenleme sanatıdır. Kökü yüzlerce ve belki de bin yıl geriye giden bir sanat. Kadınlar tarafından icra edilir ki O da bu yüzden ikebana kursuna yazılmıştı zaten. Dersini iyi çalışmış, orta yaşlı kadınların gittiği kurslar yerine genç hatunların devam ettiği sosyetik bir hocanın dershanesine kaydolmuştu. Haftada bir gün siyah deri pantolonu ile deri ceketini çeker, Gucci ayakkabısını giyer, Prada çantasını kapar ikebana dersi almaya giderdi.

O günlerde ben de Gold’s Gym spor salonunda idmanlara başlamıştım. Gold’s Gym aslında dünyaca meşhur bir spor salonları zinciridir ve Japonya’da da şubeleri vardır. Ama O Gold’s Gym biraz fiyatlıydı. Paradan tasarruf yapmak için Nakano yakınlarında izbe ve salaş bir yerde eski bir vücut geliştirme şampiyonu tarafından işletilen ve sahibinin iddiasına göre “gerçek Gold’s Gym” olan salonun müdavimi olmuştum. Buraya fedailer, boksörler, güreşçiler, harbi vücut geliştiriciler falan geliyordu. Yani hepsi bu yolun insanıydılar ve ciddi ciddi idman yapıyorlar, aşırı zorlama anlarında insanın kanını donduran canhıraş naralar atıyorlardı. Aslında amacım vücut geliştirmekden ziyade sürdürülebilir kondisyon ve güç inşa etmekti. Bu konuda da bana çok yardımı olmuştur o salondaki hocaların çünkü çakma değil gerçek profesyoneller çalışıyordu.

Gold’s Gym’e gittiğimi duyan zampara dostum hemen bana kaslı düzgün bir erkek vücudunun kadınlar üzerindeki dayanılmaz cazibesi üzerine konferans verdi. Gelmek ve bu “öz-Gold Gym” i görmek, orada idman yapmak istiyordu. Olur dedim geldi. Ama ziyaret için ikebana dersinin olduğu bir akşamı seçmişti. Salona geldiğinde üzerinde siyah deri takımı, Prada çantası ve elinde de ikebanaları vardı. Onu bu halde içeri almakta biraz tereddüt ettim. Ne de olsa böyle tipleri zevk için dövme olasılığı olan bir güruh içine girecekti. Çiçekleri özenle portmantonun arkasına sakladık. Montunu çıkartıp Pradasını içine gizledi ve salona öyle sızdık.

Günler böyle geçerken çoktan 40 yaşını devirmişti ve biz hayli endişelenmeye başlamıştık. Hem onun için hem de kendimiz için. Sonra bir gün aşık oldu. Daha doğrusu hepimizin hayrı için evlilik vakti geldiğine inandırdık onu. Düğünü Hawaii’nin Maui adasında olacaktı. Kaçıramazdık. Ortak bir arkadaşımızla gittim. Maui’ye varmak için önce Hawaii’ye uçuyor, oradan aktarma yaparak takım adalar arasında sefer yapan pırpırlı bir uçağa biniyorsunuz. Varır varmaz hava alanında siyah bir Mustang convertible kiraladık. Ritz Carlton’un tatil köylerinden birinde yer ayırtmıştık.

Henüz Hangover filmi çevrilmemişti ama kitabını yazmak üzereydik.

Mesela düğünden iki gün önce dört arkadaş golf oynamaya karar verdik. Aslında birimiz hariç hepimiz birbirimizden beterdik bu oyunda. Ben vuruşların birisinde nasıl yaptıysam topu solumda duran damat adayına nişanladım. Baldırının içine geldi. Acıdan yarım saat ayağa kalkamadı. 5 cm yukarı gelse evlenmesine gerek kalmayacaktı.

Damatkıran lakabına layık olmaktan 5cm ile kurtulan golf sahası

Damatkıran lakabına layık olmaktan 5cm ile kurtulan golf sahası

Unutamayacağımız bir yat gezimiz oldu. Maui açıklarında, Pasifiğin ortasında, kurşuni bir denizde dünyanın dört bir yanından gelmiş hurilerle ve misafirlerle beraber. Bu yörenin kendine has bir büyüsü var.

Hawaii açıklarında yatta

Hawaii açıklarında yatta

Düğünden önceki her öğle ve akşam yemeği ve sonrası ise kendi çapında bir deneyimdi. Latin Amerika’dan, ABD’den, Avrupa’dan, Asya’dan, Avusturalya’dan ve tabii Japonya’dan gelmiş insanlarla ortak arkadaşımız hakkında anılarımızı ve deneyimlerimizi değiş tokuş ettik dediyi kodu yaptık.

Ancak bu seyahatın “climax”ı, yani heyecanın doruğa çıktığı noktası nikah günü oldu.

Bir gün öncesinde ben ve kadim arkadaşım J siyah Mustang ile Maui adasını bir baştan ötekine katetmiş, bu cennet beldeye yerleşmeye karar vermiş bir dostumuzun sarp bir yamaç üzerine inşa ettirmekte olduğu malikaneyi gezmiştik.

Bir arkadaşımızın kızı Mustang'ın içinde

Bir arkadaşımızın kızı Mustang’ın içinde

Bu seyahat esnasında aslında pek çok yerin araba yerine motorla görülmesi gerektiğine karar vermiştik ve bu kararımızı düğün gününün sabahı uygulamaya soktuk. Erkenden iki Harley Davidson kiralayarak adanın bir kısmını gezmeye başladık.

Harley'ler ve Maui

Harley’ler ve Maui

DSC_0073

Öğleden sonra olduğunda Harley’leri geri vermek yerine damadın ve arkadaşlarının şanına yakışır bir şey yapmaya karar verdik. Odamıza dönüp nikah ve düğün için getirdiğimiz bayramlıklarımızı üzerimize çektik. Sonra efsanevi motorlarımıza atlayıp rotayı Ritz Carlton’un golf sahasına çevirdik. Nikah, okyanusu gören bir yamacın üzerine kurulan sunakta açık havada kıyılacaktı.

J ve ben motorlarımızla yavaş yavaş yürüme yolu üzerinde nikah alanına yaklaştıktan sonra direksiyonları çimlere, yani sahaya sürdük ve o sırada hazır bulunan davetlilerin şaşkın bakışları altında damadın kız kardeşi ile gelini kaçırdık. Gelin J’in motorunun arkasına, kız kardeş ise benim motorun arkasına binmiş halde 30 dakikaya yakın bir ada turu attık.

Sonra dönüp emanetleri sahiplerine teslim ettik tabii. Bu jestimiz nikahı ve düğünü gölgede bıraktı. Hala konuşulur. Nedense.

O gece yeni evliler rüzgarlı bir havada filmlere özgü bir düğün şenliği ile yeni yaşamlarına uğurlandılar.

Evlilik ve iş yaşamı arkadaşımı dizginledi. Düğünden yaklaşık 1.5 yıl sonra bir oğulları oldu. Sonra bir çocuk daha yaptılar. Bu arada tayini çıktı Japonya’dan ayrılıp daha gözde olabileceği bir coğrafyada göreve başladı. Artık sık görüşemez olmuştuk. Tokyo’ya geldiği zamanlarda ararsa belki. Bu buluşmalardan birinde ben Kaan’ı O da çocukları alıp yanımızda J ile beraber bir parka gittik. Laf döndü dolaştı eski günlerini arayıp aramadığına geldi. Aramıyordu. Mutluydu.

Karım da bu uslanmaz haylaza farklı bir gözle bakmaya bakmaya başlamıştı. Arkadaşımın evlenmeden önceki son atraksiyonu ikebanadan sonra seramiğe başlamak olmuştu. Bu amaçla meşhur bir seramik sanatçısının evine haftada bir sohbet etmek için giden bir gruba katıldı. Bu ayrıcalık için her defasında adam başı yaklaşık 200 dolar ödüyorlardı. Ben bu son merakın bardağı taşıracağını, karımın daha da ifrit olacağını sanmıştım ama olmadı. Aksine bir hayli ilginç buldu. Seramiğe ilgi duymasına sevindi hatta takdir etti.

Ama artık ne ikebana, ne resim, ne mimarlık tutkusu, ne de seramik kaldı. O da hepimiz gibi ehlileşti ve evine sadık karısının sözünden çıkmayan iyi aile babasına dönüş-tü (müş) diye duydum.

DSC_0113_2

Yorumlar

  1. Bir okuyucum şu yorumu bırakmak istedim ama nedense bırakamamış. Bana mesaj attı, onun yerine ben yazıyorum: “evliliğin monoton dünyasına hoşgeldiniz!” tarzında bir his uyandı bende…Bu arkadaşımızın “Volume II” yazısını çok merak ettim doğrusu…Eminim yazmaya değer, bu sefer farklı şeyler olacaktır…Eline sağlık”

  2. Bu tarz yazılarınızı merakla bekliyoruz. Ne güzel film gibi hayat. “Çeliktepe Cengizhan Lisesi vs Lise Dö Sen Benuğa” tadında eğitim öğretim hayatlarının yaşandığı güzide ülkemizden, Harvard’tan dönem arkadaşıyla Tokyo’da 250 m2 lik evde yaşayan vatandaşlar da çıkabiliyormuş demek.

    Entresan bir kişilikmiş ama hikayesini kısa kesmişsiniz. Daha uzun yazsaydınız keşke. Hemen evlendirdiniz adamı.

    Sizin de bu tarz anılarınız varsa merakla bekliyoruz. Düzenli olarak blog yazmanız çok güzel bir şey.Japonya’ yı seven birisiyim. Bi gün ben de orada olacağım. Şimdilik tecrübeli birinin anılarını okumak daha yararlı.

Yorum bırakın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s