Burayı tıklayın Japonya Bülteni dogrudan posta kutunuza gelsin

Aralık ayının ilk haftasını bitiriyoruz ama Tokyo’da ısrarlı bir sonbahar var. Üstelik havalar da neredeyse bir aydır hergün pırıl pırıl- güneşli ve berrak. İlkbahar ve yaz aylarının bunaltıcı rutubeti gitmiş, derin kış günlerinin karanlık soğuğundan ise henüz eser yok. Sıcaklıklar yavaş yavaş düşüyor ve Tokyo son yılların belki de en güzel sonbaharını geçiriyor.
Bugünlerde bol bol yürüyorum. Günde ortalama on iki on üç kilometre kadar. Yolumun üzerindeki park ve bahçeleri geçerken toprak ve ağaç kokusunu içime çekiyor, renkleri, ışıkları ve sesleri hafızama işliyorum. Mevsimin döndüğü bu zamanlarda değişimin ayrımına varmak gerek çünkü doğa bize aldırmadan salınımına devam ediyor.
Yukarıdaki ve hemen altımızdaki fotoğraflar hafta başında evimden beş buçuk kilometre mesafedeki Yoyogi parkında sabah saat yedi buçuk civarında çekildi.

Henüz sabahın ilk ışıklarıydı, yaprakların üzerinde taze çiğ taneleri vardı. Isınan havaya karışıp buhar olmadan önceki dakikalarda ulaştığım bu park, sabah gezmesine çıkmış insanlar, koşanlar, yürüyenler, köpeğini veya kedisini gezdirenler, ve gazete okuyanlar ile doluydu.


Bitki ve toprak örtüsüne yapışmış çiğ taneleri güneşin kendini göstermesi ile buharlaşmaya başlıyorlar. Kısa bir süre için sanki doğa alacakaranlıktan çıkarken toprağa çökmüş bir ruh gökyüzüne yükseliyormuş gibi hafif sis ve pus oluveriyorlar. Sonra da gün ortaya çıkmaya başlıyor zaten.

Bundan bir hafta kadar önce bu parkın iki kilometre paralelindeki Şinjuku Gyoen adındaki bir başka parka gitmiştik. Her iki yeşil alan da Tokyo’nun en kalabalık bölgesinde bulunuyor. Gyoen parkını öğleden sonra, günün son ışıkları dayanılmaz bir pastoral akşam üzeri olup bu şehri bir ressamın tuvali gibi boyamaya başlarken gezdik.

Her iki parkın özelliği büyük ve geniş olmaları. Hele içinde Japon, Fransız ve İngiliz bahçeleri ile beraber bir kapalı (sera içinde) botanik parkını da barındıran Gyoen şehrin tam göbeğinde olmasına karşın o kadar geniş bir araziye yayılmış ki neredeyse park dışındaki yaşamı tamamen unutturuyor, sanki dağ başına gelmiş hissine kapılmak bile mümkün.



Gyoen parkından çıkıp dümdüz yürünürse, iki kilometre sonra Imparatorluk Sarayına varılır. Burası Japonya’nın başkenti Tokyo’nun aynı zamanda finans merkezi de olan Otemachi semtinin de yanıbaşındadır. Saray ve yanıbaşının yeşil dokusu korunmuştur. Çevresi beş kilometre olan İmparatorluk Sarayının etrafında sabah, öğlen, akşam sürekli jogging yapan birileri bulunur.

Tokyo, İki bin yirmi olimpiyatları için yarışırken şehrin göbeğindeki bu sarayı ve çevresindeki geniş alanı olimpiyat konseptinin ortasına koymuş, dünyanın en kalabalık metropolü olmasına karşın barındırdığı geniş parkları ile bahçelerini ve buralarda spor yapan halkın olimpiyat tutkusunu adaylığının cazibesini artırmak için kullanmıştı.
Sarayın hemen yanı başında ve finans merkezi ile Tokyo’nun Bakanlıklar semti sayılan Kasumigaseki’nin arasında meşhur Hibiya parkı var. Yürüyerek benim evimden on birinci kilometrede olan bu park da sonbaharda ayrı bir tad alıyor.



Sonbahar renkleri yaşamı kalıcı bir akşam üzeri moduna koyuyor. Hayatı yavaşlatmak gerek, hayat bize dur demeden. Yürümek zamanı ağırlaştırıyor. Tavsiye ederim.
Bütün bu güzelliğine karşın Tokyo’nun büyük bir eksiği var: Rüzgar. Fırtına ya da tayfun değil. Ağır ağır esen ve ağaç dalları arasından fısıldayarak geçen nazlı rüzgar.
O rüzgarın sesine hasretim işte.

Bir sene önce sonbahar için şunları yazmışım–> “Japonya mevsimlerle anlaşılır, sonbaharda hüzün vardır“


Yorum bırakın