Bir Aralık sabahı erken sayılabiliecek bir saatte Chiang-Mai’de konakladığım yerleşkenin sokaklarında dolaşırken dört yanı açık tapınak benzeri ahşap bir yapının -büyükçe bir çardak gibiydi- içinde tek başına yoga yapan birisini görmüştüm. Hareketlerindeki rahatlık, kolaylık ve ahenke hayran kalıp bir süre seyretmiştim. Çevremdeki yeşil ve çiçekli doğadan, kuş seslerinden, ve havadaki hafiflikten daha fazla bir rahatlatıcı etkisi olmuştu üzerimde. Benzer duyguları arada sırada Japonya’da budist rahiplerin yürüyüşünü izlerken de hissederim. Materyalist dünyanın agresif sunumlarından ve kökensiz ilişkilerinden arınmak, kendini dinlemek ve kendinden ötesini keşfetmek için meditasyon Japonya geleneklerinde de var. Zen Budizmi ve diğer mehzepler, Şinto gelenekleri bu ülkenin dünyada bilinen elektronik ve maddeci yüzünü dengeleyen kültürel ögeler. Kendini dinleyerek özünü keşfetme Asya kökenli bir felsefe herhalde. Defne Suman bu yazısında Yoga’nın hayatına girmesi ile davranış ve düşüncelerindeki değişimleri bizlerin günlük yaşantımızda karşılaştığımız durumlarla ilişkilendirerek anlatmış. Okurken “aaa tıpkı benim de hissettiğim gibi” diye düşüneceğiniz enstantanelerin olduğu güzel bir yazı.

İnsanlık Hali

Anlayacağınız daha ilk günden yogayı çok sevdim. Ne yalan söyleyeyim, başlarda algıyı değiştirip bizi başka alemlere taşıyan uyuşturucu/uyarıcılar gibi görüyordum yogayı. Kafasını seviyordum yani. Gevşeme pozisyonunda yatarken gözlerimin önünde renkli ışıklar patlıyor, bedenim arı kovanı gibi titreşiyor, bağdaş kurup oturduğumuzda birbiri ardına kehanetler yağıyor, hafızamın en tozlu köşelerine saklanmış anılarım canlanıyordu. Yogadan sonra yüreğim bir hafiflemiş, olaylara bakışımda hafif bir sapma olmuştu. Öyle her hayal kırıklığında kendimi mağdur kişi olarak kurgulamıyordum mesela, varsa bir sorun, yarısı benden kaynaklanıyordur filan diye düşünmeye –hafiften- başlamıştım. En benden uzakmış gibi görünen anlaşmazlıklarda bile.

Ama esas değişiklik tepki vermeyi kesince oldu. Meğer ben her duyduğum şeye aktif olarak tepki vermeden duramıyormuşum. Sadece yogada değil, Budist çalışmalarda da kullanılan bir teknik bu. Hemen tepki verme. Bu tepki acele kendini savunmaya geçmekten tutun da, birini dinlerken durmadan başınızı sallamaya, hı-hı demenize kadar gidebiliyor. İlla ki de bir şey yapma, duruma hakim olma ihtiyacı yatıyor arkasında. Benimki…

View original post 798 kelime daha

Yorumlar

  1. Defne Hoca ne de güzel anlatmış! Kendi kişisel yolculuğunu paylaşırken, okuyucunun da en azından bu yazıyı okuma süresi kadar içine dönmesini sağlamış…İşte gerçek yoga budur! Teşekkürler Defne Hoca, Namaste.

Yorum bırakın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s