Deprem ayrımcılık yapmıyor

Van’da 7.2 şiddetinde bir deprem oldu, “Van minüt” bile sürmedi, şu ana kadar 461 vatandaşımız hayatını kaybetti, 1400 e yakın yaralı var.

Deprem sonrası halk yardım malzemelerini yağmaladı, komşusunun yıklılmış evinden değerli eşyalarını çaldı, getirilen çadırları paylaşmayı bilemedi, mallar talan edildi, kavgalar çıktı.

Başbakan yardımcısı Sn.  Beşir Atalay çadır rezaleti hakkında konuşurken “bu kadar büyük çadır talebi beklemiyorduk” dedi. Afet sonrası çıkan kargaşaya fazla değinmeden ülkemizin bu tip konularda çok büyük birikime sahip olduğunu söyledi.

Sn. Bakan doğru söylemiş ama lafı eksik kalmış.

Biz gereksiz yere ölmekte de tecrübeliyizdir çekilmemesi gereken acılari çekmekte de. Edilmemesi gereken kavgalar, yakılmaması gereken ağıtlar, yaşanmaması gereken çileler konularında da büyük birikimlerimiz var.

Bir de kendimizi birbirimize acındırmada, ağlamada, ve bol keseden boş nutuk atıp ardından herşeyi unutmada dünya şampiyonu olduğumuzu unutmayalım.

Ama iş yanlışı düzeltmeye gelince orada duruyoruz. Sanki dik yokuşu çıkamayan “MAN” kamyonu oluyoruz.

Bu açıdan Sn. Başbakan’ın bugün yaptığı açıklamayı çok önemsiyorum. Umarım gerisi gelir de her afette bu utancı ve üzüntüyü yaşamak zorunda kalmayız.

Her depremde yüzlerce insan ölmek zorunda değil

Van’daki 7.2’lik depremden burada (Japonya’da) son 7 ayda en az 10 tane oldu. Artçı depremlerdi bunlar, en büyüğü 7.7 idi.

Galiba toplam 3 ya da 4 kişi hayatını kaybetti.

Onbir Mart depremi 9 şiddetinde idi, süresi üç tane “Van minüt” (3 dk) olan bu afette benim tahminim depremden (yılınan bina ve enkaz) dolayı en fazla 1000 kişi öldü. Kalanı tsunami (dev dalgalar) kurbanı oldu.

Öyle bir zelzele ki “Pasifik” fay hatti boyunca yaklaşık 300 kilometrelik bir kütleyi (plaka) 40 metre kadar hareket ettirdi. Van depreminin 80 katı düzeyinde bir enerjiyi  üzerimize saldı. Japonya’nın kıyılarında bazı yerlerde rakım (zemin) 5 metre çöktü sulara gömüldü.

Ayrıca bölgedeki nükleer santral yıkıldı, reaktörde erime oluştu ve bir felaketin eşiğine gelindi. Fukuşima’nın bir bölümü yüzyıllar boyunca yaşanamaz hale geldi.

Ama buradaki insanlar ağlamadılar, kendilerini acındırmadılar, yağma olayları pek olmadı, zaten tedbir alınmıştı. En önemlisi de, hesap sordular, ve soruyorlar.

Bu işi “Aman Ha” yöntemi çözer

Başbakan’ın bugünkü açıklamasını önemsiyorum, çünkü dile getirdiği aslında “Aman Ha” yöntemi. Uygulanırsa kesin sonuç alınır.

Nedir bu “Aman Ha” metodu? Aslında böyle bir yöntem yok. Japonya’da 2005 yılında patlayan “Aneha” skandalına gönderme yapıyorum. Aneha bir mimarın adı. Okurlar Japonca isimleri akıllarında tutamayabilir diye Türkçe basit bir karşılık buldum “Aman ha” diye.

Aslında bu arkadaş mimar da değil ama işin püf noktası da bu zaten. Adam Japonya’nın deprem mevzuatını değiştirdi ve literatüre ve popüler kültüre “Bana Aman ha çekme” diye bir kavram yerleştirdi.

Olay şöyle. Yaklaşık 11 yıl kadar önce Japonya, yeni yapılan binaların proje yeterlilik ve onay gibi kontrol işlemlerinin sadece kamu birimleri tarafından değil, özel sektör tarafindan da yapılmasını düzenleyen bir mevzuat değişikliğine gitti. Amaç, binaların kurallara uygun projelendirildiğini iki bağımsız (bir kamu, bir özel) kuruluşa bırakıp sistemin işleyişini hızlandırıp güvenilirliğini artırmaktı.

Ama bu düzenleme ters tepti. Fazla iş yükü altında ezilen kamu çalışanları, dosyaları hızlandırmak için özel sektörden gelen projeleri detaylı kontrol etmeden onay vermeye başladılar.

Bu arkadaş da sistemdeki bu boşluğu farketti, hemen bir mühendislik bürosu kurup, bir mimarın diplomasını kendi üzerine geçirdi ve mütehaitlere giderek siz bu işi bana verin ben ucuza halledeyim demeye başladı. Kısa bir süre sonra da kar marjı düşük şirketler tarafından aranan bir isim oldu.

Projeleri incelediği falan yok tabii. İnşaat şirketinden gelen hesapları hiç denetlemeden onaylayıp belediyeye gönderiyor.

Ancak bir süre sonra dikkat çekmeye başladı. Internette bloglarda süper hızlı çalışan ve çok ucuza iş çıkaran mimarın hikayeleri dolaşmaya başladı. Bir süre sonra da 2005 yılında skandal patlak verdi.

Bir yıl içinde  Aman Ha’nın foyasını ortaya çıkarıp kodese tıktılar. Sahte mimarın karısı intihar etti. Onay verdiği binalardan tespit edilebilenler teşhir edildi, içindekiler boşaltıldı ve mağdur olanların parası inşaat şirketlerinden tahsil edildi. Tabii hepsi battı.

Bu apartmanlardan bir tanesi de benim o zamanki işyerimin yakınında idi. Merak ettik gidip baktık. Dışardan bir sakatlığı anormalliği görünmüyordu. Ama sanki her an yıkılabilirmiş gibi etrafını emniyet kordonları ile sarmışlardı.

Tüm mevzuat daha sonra değişti

Sahte mimarın deşifre olup, tüm binaların boşaltılması yetmedi. Japonya, 2007 yılının ortalarında inşaat ruhsat mevzuatını değiştirdi, onay verebilecek mimar/mühendis yeterlilik koşullarını zorlaştırdı. Onay sürecini daha katılaştırdı. Sonuç olarak memlekette inşaat ve gayri menkül piyasası durdu, hisseler çöktü, bir 6 ay falan yeni bina yapılamadı.

Usulsüz ad edilen binaların tamamı boşaltıldı ve kimsenin yerleşmesine izin verilmedi. Bir çeşit kamulaştırma yani.

İşin ilginç yanı, 11 Mart depreminde o binalara ne oldu diye merak etmiştim. Galiba yıkılan olmamış

İşte bu Aman Ha yöntemi eğer uygulanırsa bizim deprem sorunumuzu da çözer. Sıra ile, tüm binalar önce tetkik edilip daha sonra sakıncalı bulunanlar sağlamlaştırıcı önlemler alamazlarsa kamulaştırılırlar ve içinde oturanlar bir plan dahilinde tahliye edilir.  Daha sonra yeni ve mevzuata uygun yerleşkelere geçilir.

Zorla yani. Gönüllü değil.

O zaman artık depremlerden korkmayız, deprem anında dışarı firlamayız.

Yorumlar

Yorum bırakın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s