Japonya’da Eylül ayı festivaller mevsimi

Bütün mevsimler, bütün aylar güzeldir ama bazıları hem güzeldir hem de farklıdır.

Pazar öğleden sonra, hanım telefon ediyor. Sesini zor duyabiliyorum, gürültü bir mekandan arıyor. “Burada festival var gelirmisin?” diye soruyor. Burası dediği bizim semte yakın bir çarşı yeri. Bugünler Japonya’da şenlik mevsimi. Her mahalle, kasaba, köy, şehir kendi çapında bir şölen düzenliyor.

Üç haftadır çevremizdeki yerel panayırları dolaşıyoruz ama henüz çok beğendiğimiz bir tanesine rast gelemedik. Herhalde bunca yıl boyunca onlarcasını gördükten sonra zor beğenir oldum diye düşünüyordum ama dün gittiğimiz festivalde tespit ettiğim heyecan ve seviye düşüklüğü sorunun sadece benim zor beğenmemde olmadığını, genelde bir kalite-renk erozyonunun varlığına işaret ediyor. Gene de umudu kaybetmemek gerek.

Oğlanla beraber şenliğe gidiyoruz

Karım, etrafın bayağı eğlenceli olduğunu da ekleyip hafif üsteleyince gidip görmeye karar veriyorum. Nasıl olsa Pazar günü, bir program da yapmamışım. Oğlana yukata (geleneksel Japon yaz giysisi) geçirip fotoğraf makinalarımı kapıyorum ve tren istasyonuna doğru yola çıkıyoruz. Panayır merkezi iki durak ötemizdeki Hachimangu tapınağı. Bu mahalledeki en meşhur tapınakların bulunduğu bölgede.

Gideceğimiz yere vardığımızda hemen hatırı sayılı bir kalabalık olduğunu fark ediyorum. Festivalin yapıldığı tapınağın giriş kapısına yöneliyoruz. Seyyar satıcılar sıra şeklinde yan yana dizilmişler. Tapınak arazisinin tüm boş alanlarına kurulmuş olmalılar. Yiyecek ve içecek satanlar, oyun oynatanlar, “bul karayı al parayı” yaptıranlar, “bebelere balon” sunanlar. Ne ararsan var.

Rengarenk insanlar ve seyyar satıcılar girişteki merdivenler hariç her yerdeler

Çevir pervaneyi hangi numara gelirse o kadar şeker al

Kalabalığı ve albenili tezgahları gören oğlum Kaan kolumu çekiştirmeye başlıyor. Bir kaç defa gittiğimiz için artık öğrendi. Mantar tabancalarını, havalı tüfekleri, şans talih kader kısmet oynamayı istiyor. Tezgah aralarındaki dar yollardan geleneksel Japon giysileri ile beyler ve bayanlar yürüyor, çocuklar küçük sevinç ve heyecan çığlıkları atarak koşuşturuyorlar.

Çocuklar renklere renk katıyorlar

Panayırın en güzel yanı her zaman olduğu gibi gene çocuklar.  Rengarenk kimonolar, yukatalar içinde yeni açmış bahar çiçekleri gibiler. Yüzlerinde saf, taze, tertemiz ve yapmacık olmayan bir sevinç ve heyecan var. Modern yaşamdan, gece saat 10lara kadar devam edilen dersanelerden, Nintendo veya Sony oyunlarından farklı, gerçek dışı, bir fantazi dünyası burası onlar için. Zamanın durduğu, oyunların ve geleneklerin yüzlerce yıldır aynı kaldığı, günü birlik yaşanan bir masal ve düşler alemi.

Rengarenk kimonosu içinde küçük bir kız çocuğu, panayır tezgahının başına çökmüş

Tezgahlarda her çeşit oyuncak var

Bir gürültü karmaşası

Binbir çeşit ses birbirine karışıyor çevremizde. İki üç ayrı yerden müzik, hoparlörleri patlatırcasına gürültüyü bastırmaya çalışıyor gibi. Uzaklardan davul ve tef seslerine karışan zil duyuyor gibi oluyorum. Bir yerlerden kalabalık bir grup dans ederek geleneksel fener alayı yürüyüşünü yapıyorlar gibi. Beri köşede bir “Noh” tiyatrosu bu asil Japon sanatını icra ediyor. Onun tam karşısında kimonolu hanımlar ve beyler ya geleneksel bir dans gösterisi yapıyorlar,  ya da karaoke, yani şarkı söylüyorlar. Meydanda boş yok.

Japonların geleneksel ve aristokratik Noh tiyatrosundan yere skeçler

Kendini ortama kaptırmış ve yeniden geçmişe dönmüş bir teyze kimonosu ile geleneksel bir dansı icra ederken

Bu kalabalıkta hoş bir kaç sürpriz de bekliyor beni. Birincisi bir Türk dönercisi.  Bir köşeye tezgah açmış “Robin Kebap” satıyor. Bizim sokak da görmüştüm daha önce. Bir dükkanı vardı onu kapatmış şimdi festivallere çalışıyormuş. Hemen ailecek bol acılı tavuk döner yiyoruz.

Has Türk tavuk döneri Japon panayırında

Bir diğer sürpriz aslında iki sürprizden oluşma. Çocukluğumda sokak satıcılarının dolaştırdığı macunlar, ve şeker helvalar. Burada da varlar. Macunlar rengarenk tezgaha serilmişler. Şeker helvalar ise bizim oğlanın boyu kadar varlar.

Şeker macunları, çocukluğumdaki sokak satıcılarını hatırlattı

Hatırladığım kadari ile bunun adı şeker helvası. Luna parklarda satarlardı. Japon şenliklerinin demirbaşı

Panayırların olmazsa olmazları: Havalı tüfek atışları ve bir bayram anısı

Bir başka sürprizde havalı tüfeklerle atış yaptıranlardı. Bu oyun Türkiye’de de çok yaygındır. Hemen her bayramda ortaya çıkar, her panayır yerinde mutlaka bulunur. Üzerinize afiyet ben çocukluğumda bir kere bu işe soyunmuş ve “tail risk” yani istatistik dilinde gerçekleşme olasılığı çok düşük varsayılan risk yönetimi dalında ilk dersimi almıştım.

İlk girişimcilik denemem

Olay şöyle gelişmişti. Her bayram, özellikle kurban bayramlarında, annemle beraber İzmir Karşıyaka’ya anneannemi görmeye giderdik. O yörenin insanlari bilirler, Karşıyaka’nın bayramları tam bir cümbüş havasında geçer, coşkuyla kutlanır. Biz çocuklar kızkaçıran, havai fişek, mantar tabancaları ve benzeri bol gürültülü binbir çeşit oyun ile günümüzü gün ederdik.

Bu bayramlardan birinde ben ve şimdi artık adını anımsayamadığım, ama Karşıyakalı, İskele ile KSK arasında kordon boyunda evleri olan ve anne tarafından Avusturya’lı olan bir arkadaşım iki afacan bu işi denemeye karar verdik.

Girişimciyiz yani. Herhalde 8 yaşında falanım o zaman. Bir beyaz tahtaya hedef çizip, “dart” aldık ve istasyonun yanındaki çay bahçesinin girişine tezgah açtık. Üç oku da 12den vurana oyun parasının iki mislini veriyorduk.

Her şey iyi giderken ve biz de bol para yaparken adamın biri gelip ardı ardına tüm atışları isabet ettirmesin mi? Hem de hiç sektirmeden. “Tail risk” dediğimiz olay realize oldu. Baktık iş yaş, adam da gitmiyor. Tezgahı bırakıp tabanları yağladık. İlk risk yönetimi dersimdir. Kırk yıl önce. Çikarılan ders: Bu tip risklerin miktraına karşı kesin sınırlar koymak.

Bu panayırda hedefe atılan “dart” yok ama havalı tüfekle atış var. Kaan bunları seviyor. Daha doğrusu ben seviyorum ve Kaan’ı bahane edip yeniden çocukluğumu yaşıyorum. Beraber denedik ve bol hediye kazandık.

Kaan ve ben havalı tüfek atıyoruz

Sumo güreşi de var

Bu tapınağı diğrelerinden ayıran bir özelliği “dohyo” sunun olması. Dohyo, üzerinde geleneksel Sumo güreşlerinin yapıldığı “er meydanı”. Bu meydanda hem çevre halkı panayır günleri için bir sene çalıştıkları danslarını ve maharetlerini gösteriyorlar, hem de çevredeki Ziraat Fakültesi’nin Sumo klübü öğrencileri güreş müsabakaları yapıyorlar.

Sumo güreşçileri yarışma öncesi ısınıyorlar

Yay gibi gerilmiş iki Sumo güreşçisi poziyonlarını almışlar, birazda tüm güçleri ile birbirlerine çarpacaklar

Bindirme

Sumo- Japonların geleneksel güreşi

Sumo kendi başına bir yazı konusu olur. Burada ana hatlarını veriyorum. Er meydanına çıkan güreşçiler birbirlerini güç ve teknik kullanarak devirmek veya güreş tuttukları dairenin dışına atmak için mücadele verirler. Zaman sınırı yoktur, taraflardan biri kazanana kadar devam eder. Ancak genelde 1 ila 3 dakika içinde sonuçlanırlar. 10-15 saniyede bitenleri de gördüm. Sportif özellikleri kadar, ritüelleri ve manevi tarafı ile de meşhur bir spor dalıdır. Japonlar için neredeyse kutsaldır ve çok ciddiye alınır.

Panayırdaki sumo güreşleri değişik varyasyonların denendiği tam bir halk gösterisi idi. Güreş müsabakaları bittikten sonra er meydanı ve etrafı geleneksel dansların icra edildiği gruplara açıldı.

Er meydanında kimonolu amcalar folklor gösterisi yapıyorlar

Bir müddet sonra büyük küçük herkes eşlik etmeye başlıyor

İzleyiciler, önlerindeki şişede bildiğimiz Uludağ veya Çamlıca gazozu var

Her Japon festivalinin doruk noktası (climax) “Omikoshi”

Japon şenliklerinde heyecanın, coşkunun tavan yaptığı, katılanların ve seyredenlerin kendilerinden geçip başka bir aleme zikr oludukları bir doruk noktası var.

Bu seviyeye “Omikoshi” denilen bir çeşit tahteravanın taşındığı fener alayı ile aşama aşama geliniyor. Onlarca katılımcı tarafından omuzlanan bu süslü tahteravanlar mahallenin ana güzergahını- ki genelde çarşı içinden başlar- kat ederek tapınağa kadar sloganlar atılarak, ilahiler söylenerek ve tekbir getirilerek taşınıyor. Tapınaktaki son aşamanın seviyesi yöreye ve geleneğe bağlı değişiyor ama bu noktada katılanlar ve seyirciler kendilerinden geçiyorlar, festivalin de doruk noktasına ulaşılıyor diyebiliriz.

Omikoshiye omuz verenler

Omikoşi taşımak bir çeşit zikr ayini, insanlar kendilerinden geçiyor

Belli bir güzergahı takip edererk tapınağa ulaşan kalabalık, atılan her adımda bazı sözcükleri tekrar ederek trans haline geçiyorlar. Omikoşiye omuz verenler arasında işin eğlencesinde olanlar çoğunlukta, ama bazı şenliklerde bazı kişiler için çok cidde bir ayin bu. Genelde panayır ve şenlikler mahalle sakinlerinin hoşça vakit geçirip, bol slogan atıp, bir maç havasında “buraya buraya eller havaya” diye bağırıp geleneklerini yılda bir kez olsun hatırlamaları içindir.  En iyisi yazıyı burada kesip bir video klip göstermek. Keyifli seyirler.

Zor iklim koşullarında gelişen bir kültür

Japonlar sert bir coğrafyada, doğanın her an onları sınayabileceği koşullarda yaşamak zorunda olan, kaynakları kısıtlı, 6 ay önceki büyük Tohoku Depremi gibi bir felaketin gölgesini her an yanıbaşlarında hisseden bir toplum. Bu nedenle disiplinliler ve çok çalışıyorlar ama eğlencelerini de doya doya yaşıyorlar. Din, ki Japonlar genel olarak Şinto ve Buda dinine bağlıdır, yaşama renk ve çeşni katan, yasaklamayan bir kavram. Her felaketin ardından metanetle ileriye bakıp “ölen öldü kalan sağlar bizimdir” diyebilip, alınan bütün dersleri belleyip, DNA’lerinin bir parçası yapıp yollarına devam edebiliyorlar. Aralarından ayrınlanları unutmadan, ama yaslarına ve matemlerine tutsak ve köle de olmadan.

Her mevsimin bir şenliği, her şenliğin bir konusu, teması var. Eğlenmeyi, bol içki tüketmeyi, bir arada olmayı seviyorlar. Beni en fazla etikleyen bu tip şenliklerde insanların birbirine kısa bir süre için de olsa yakın durabilmesi ve bu karmaşık, teknolojik ve modern toplumda bir aile havasını sağlayabilmesi. Bu ister bizim gittiğimiz ve her yönü ile mükemmel olan Haçimangu gibi bir yerel panayır olsun, isterse Kyoto’nun meşhur festivallerinden bir, ya da Hakkaisan’da yapılan ateş yürüme ayinleri. Temel anlayış değişmiyor.

Hakkaisan Tapınağında ateş üzerinde yürüyenler

İlkbahar-yeni yıl, güz-hasat şenliği

Bahar bayramı aslında bir “yeni yıl”dır. Hıristiyan takvimi Noel’i izleyen Ocak ayını yeni yıl kabul ediyor ancak değişik kültürlerde yıldönümü şenlikleri doğanın sert koşullarına karşı savaş verildiği kış ortasında değil yaşamın yeniden renklediği, kuşların ötmeye, doğanın canlanıp yeşerdiği ve çiçek açtığı baharda yapılmıyor mu?

Çin’de 15 gün süren yeni yıl şenliklerinin bir adı da “bahar şenliği”. Başlangıç tarihi her yıl değişse de Şubat’ın birinci ve üçüncü haftaları arasındadır. Bizim kültürümüzde de 1. cemre havaya 19 Şubat tarihi civarında düşüyor, Çin yeni yıl şenliklerinin sona erdiği dönemde. Cemreler de bilindiği gibi baharın müjdecisi.

Nevruz yani bahar bayramı Mart ortası. Hıdırellez’i de unutmayalım, ki Japonların bahar bayramı (çocuk bayramı olarak bilinir) ile aynı günlerde kutlanıyor.

Baharla yeniden hayata dönüş başlar, canlılar evlerinden veya inlerinden çıkıp üremeye ve üretmeye girişir. Güz ise bir mevsim çalışan insanların kendilerini kışa hazırlamadan önceki son ayinlerinin yapıldığı dönem. Bütün bunlar kendini tekrarlayan ve tamamlayan bir sürecin parçaları aslında.

Bahar şenliklerinde yeniden hayata dönüşün coşkusu ve haylazlığı, güz şenliklerinde ise bitirilen işlerin, çalışan insanların gururu ve olgunluğu oyunlara damgasını vuryor.

Japonya, hayatı dolu dolu yaşayabilen, yeri ve zamanı gelince her türlü faaliyetin hakkını verebilen insanların olduğu bir ülke. Çeşitli maskelerin ardına gizlenmiş olduğu için dışardan farkedilmesi ve çözülmesi zor bir toplum. Bu kültürün kabuklarının soyulup yalın haliyle deyim yerinde ise kabak gibi ortaya çıktığı anlar ise şenlikleri, hele yerel şenlikleri. Japonları anlamanın ilk adımları oradan geçiyor.

Bu yazıyı beğendi iseniz aşağıdaki yazıları da ilginç bulabilirsiniz

Şubat ayı Erik ayı, Umegaoka’daki erik festivali

Asakusa, Tokyo’nun en geleneksel Japon semti

Yorum bırakın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s