Köprü

Olimpiyat Oyunları’na yirmi yıldır talibiz. 2000 yılındakinin İstanbul’da olmasını çok istemiştik. Yüzyılın dönümünde Asya ve Avrupa kıtalarının birleştiği medeniyetlerin köprüsü Türkiye’den daha anlamlı bir ev sahibi olmaz diye düşünüyorduk.

Oluyormuş. Milenyum olimpiyatları dünyanın öbür ucundaki Avusturalya’da organize edildi. Onlarca saat süren uçak yolculuklarında hareketsiz kalmanın yol açtığı “Ekonomi Sınıfı Sendromu” hastalığının ne derecede ciddi ve ölümcül olduğundan bu sayede haberimiz oldu.  Neredeyse telef oluyordu sporcular.

Bir sonraki 2004 olimpiyatları, borçlarını ödeyemediği için tüm vergi gelirlerine el koyulma aşmasına gelen ve Avrupa Birliği mali krizini de tetikleyen komşumuz Yunanistan’ın başkenti Atina’da yapıldı. Söylentiye göre açılıştan bir gün önce bile tamamlanmamış bir sürü inşaat vardı.

Çin 2008 Olimpiyat Oyunları’nı düzenledi. İşi fazla ciddiye aldı ve abarttı. Bir “olimpiyat piyasası ve balonu” oluştu. Oyunlar bittikten sonra telep de kesildi. Bir ay sonra Lehman battı ve tüm dünyada tarihte eşi görülmemiş bir mali kriz yaşandı.

2012 Olimpiyatları Londra’da yapılacak. Bu yazı yazılırken iki haftadır ayaklanmalar ve yağmalar yaşanıyor bu şehirde. 2016’yı ise Buenos Aires (Brezilya) aldı.

Biz 2000’den sonra 2004 olimpiyatlarına da taliptik Atina’ya nasib oldu. Aynı kıtada üst üste iki olimpiyat yapılma olasılığının çok düşük olduğunu bile bile 2008’e de teklif verdik. Herhalde hem Asya hem Avrupa’da olduğumuz için göz yumarlar diye düşünüp bir şark kurnazlığı yaptık. Olmadı. Sonra 2012 için heveslendik. Gene olmadı.

Kentsel altyapı çalışmalarını ve eksikliklerimizi gerekçe göstererek 2016’ya aday olmadık. Şimdi hazır olduğumuzu düşünüyoruz herhalde ki 2020 için adaylığımızı ilan ettik. Eğer bu kez de Olimpiyat Oyunları’na ev sahipliği yapamasak aday olup da bir türlü seçilemeyen ülke rekorunu elimize geçireceğiz.

AB üyeliğimize benzemeye başladı olimpiyat maceramız. Bir YOO (Yaz Olimpiyat Oyunları) bakanlığı kurulsun.

Yeni bir strateji

Olimpiyat Oyunları’na ev sahipliği yapmak istiyorsak strateji değiştirmemiz gerek. Sadece  İstanbul’la olmaz bu iş. Ankara, Mardin, Konya, İzmir, Diyarbakır, Antalaya, Mersin, Trabzon, ve hatta Ağrı ile de girilsin bu yarışa. Mesela açılış farklı bir şehirde yapılsın, bazı müsabakalar Anadolu’da olsun. İstanbul kapanışı alsın.

Nedenine gelince.

Biz yıllardır Türkiye’nin Doğu ile Batı arasında bir köprü olduğunu vurguladık. Medeniyetler coğrafyası özelliğimizi öne çıkardık.

İstanbul ise bizim odak noktamız. imparatorlukların başkenti. Dünya şehri. Burayı elinde tutan her yerin ilgisini çeker. Ama köprü olduğu için değil, İstanbul olduğu için. Boğazlar burada oluğu için. Mıknatıs gibidir İstanbul ve çevresi, yatırımlar  yapılmış, nüfus da oraya akmıştır.

Oysa ticaret olmadan medeniyet köprüsü de olunmaz. Nerede hareket orada bereket. Nerede bereket orada medeniyet. İstanbul imparatorluğun başkenti idi köprünün başını tutardı, limanları ticaret yapardı, mal da,  güç de Anadolu’dan gelirdi.

Köprüde trafik olur. Var mı Türkiye’de bugün trafik? Köprü isek nerede demiryolları? Karayollarımızın toplam dünya veya bölge ticaretinde payı nedir?  Mal nereden geliyor, nereye , ve nasıl gidiyor?

Üç yanımız denizle çevrili. Dünya deniz ticaret hacmi içinde yerimiz nedir? Ufacık Hong Kong’un, nohut kadar Singapur’un-ki dünyanın en meşgul limanıdır-liman ticareti bizim kaç katımız?

Eğer biz medeniyetler köprüsü özelliğimizi hala koruyor olsaydık ve buna tüm dünyayı samimi olarak inandırsaydık, altyapı eksikliğine falan bakılmaz şak diye İstanbul milenyum olimpiyatları ile taçlandırılırdı. Boru değil bu, 1000 yılda bir gelen bir fırsattı.

Geçmişten bir anı

Şimdi biraz geriye gideceğim. Japonya’ya yüksek lisans ögrencisi olarak geldiğim 1987-89 yıllarına. Sovyetler Birliği henüz resmi olarak dağılmamış ama sürecin sonlarında. Okulumuzda 40’a yakın milletten genç var. Aramızda bir “mini Birleşmiş Milletler”  kurmuşuz. Dünyanın sorunlarını tartışıp, Soğuk Savaş’a, nükleer tehdide, açlığa çözüm buluyoruz.

Bir gün ortaya bir oyun getirdiler. Diplomasi diye. Yedi oyuncu Avrasya, Rusya ve Kuzey Afrika ile Batı Avrupa’yı içine alan bir coğrafyayı paylaşıyor. Eldeki sınırlı kaynakları kullanarak (enerji, tarım, ulaşım, askeri vb) nüfuz alanını en fazla genişletebilen kazanıyor. İttifak, müzakere, savaş ilanı serbest. Oyun dediğime bakmayın, başladı mı saatler, hatta günler sürebilen ciddi bir strateji öğrenme aracı aslında. Uluslararası İlişkiler dersimizin de bir parçası.

Doğal olarak ben kendime Türkiye’yi seçtim. Zaten tek Türk’üm okulda. İlk denemede fazla bir şey yapamadım (kuralları iyi okumamıştım) ama daha sonraki denemelerde hep başladığım noktadan daha iyi bir yerde oyunu tamamladım.

O zaman 23-24 yaşındayım. Öyle diplomasi yeteneği olan birisi de değildim. Tipik Türk erkeği. Sabırsızım, biraz romantik, hafif hülyalı. Hemen parl, parlayınca nezaketten fazla anlamaz ve “haşırt” diye girdiğim yerden “huşurt” diye çıkardım. Buna rağmen bu ince zeka, askeri strateji ve diplomasi gerektiren oyunda başarılı olabiliyordum.

Nedeni ise, haritaya bakınca kabak gibi ortaya çıkıyor. Sağ elinizi sonuna kadar açın, ayasını (avucun bilek ile birleştiği nokta) Doğu ve Güneydoğu’nun üzerine gelecek biçimde yerleştirin. Sonra her bir parmağın işaret ettiği istikametlere birer birer bakın.

Sırtınız sarp dağlara dayanmıştır, baş parmağınız orta doğuya yani enerji kaynaklarına ve dünyaya açılan limanlara uzanır. İşaret parmağınız güneyi yani Akdeniz’i alır. Orta parmağınız mızrak gibi Avrupa’nın bağrına saplanır. Yüzük parmağının işaret ettiği istikamet Karadeniz üzerinden Balkanlar’dır. Serçe parmağını ise doğudan Rusya’yı kuşatmaya çalışır ama boyu yetmez.

Diyeceğim o ki sadece köprü değildir Türkiye, dünyada ender görülen doğal bir askeri üstür, ve koridordur. Bu coğrafyaya hakim olabilenin nüfuzunu genişletme şansı da çok yüksektir.

Bizim sınırlarımız, Arabistan yarımadasındaki veya Afrika kıtasındaki sömürge sınırları gibi cetvelle çizilmedi. Ya tabii engellerinin, dağların yarattığı sınırlardır, ya da savaşla kazanılmış veya korunmuş topraklardır. Talibi çoktur.

Peki ne ilgisi var Olimpiyat Oyunları ile bunun?

Şöyle var: Olimpiyatlar sporcu ruhu kardeşlik adına yapılıyor ama bu işi organize etmek siyasi ve ekonomik güç gösterisi. Yunanistan yaptı neredeyse iflas ediyor. Çin yaptı dünya titredi ardından da darmadağan olup krize girdi.

Biz habire İstanbul ile aday oluyoruz çünkü karar vericilier bu şehri anlıyor, biliyor sanıyoruz. Kendimiz için yapmıyoruz Onlar için yapıyoruz. Oysa yüzyıllardır medeniyete beşik olan köprülük yapan Anadolu’dur. Tek başına İstanbul turistik merkezdir, stratejik noktadır. Gezilir, görülür hayran kalınır . O kadar.

Türkiye Olimpiyatlar yolu ile bir mesaj göndermek, medeniyetlerin beşiği, gücünün farkinda oldugunu göstermek arzusunda ise Istanbul’u bu Oyunlar’ının vitrini yapar ama müsabakaları alır Anadolu’nun  bağrına koyar.

Yorum bırakın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s