Kar

Ansızın kar yağmaya başladı. Sabahtan beri de aralıksız sürüyor.  Ince beyaz başıboş çizgiler gibi, veya lapa lapa denilen iri taneler halinde yavaşça çıkıveriyorlar beyaz gökyüzünden ortaya. Salına salına ve sessizce iniyorlar asfaltın üzerine. iki ay boyunca her gün içimizi ısıtan pırıl pırıl güneş uzaklara kaçmış, masmavi gökyüzü açık gri ve gümüş rengi arası bir hal almış. Kalabalık caddeler sanki tenhalaşmış gibi.

Her zaman tıklım tıklım olan bu meydan şimdi bomboş

Kar bu büyük şehri ağır ağır beyaza örtüyor ama, şehir dışındaki evler ve tapınaklar çoktan kendilerini bembeyazlığa teslim etmişlerdir bile. Bazı yerlerde yollar buzlanmış, zincir takma mecburiyeti gelmiştir. Oralardaki sessizliğin sesini hayal etmek istiyorum ama bulunduğum mekandaki yayaların ıslak kaldırımlarda çıkardığı şap şup sesleri, ve sulu asfalt üzerinden geçen araba lastiklerinin şapırtıları  geliyor kulağıma sadece.

Yamadera’daki Budist tapınağı da kar altında kalmıştır

Hava yavaş yavaş kararmaya başlayınca, sokak lambaları ile araba farlarının ışıkları Kar’ı soyutluyor çevremden. Ayrı bir nesne haline çeviriyor. Sanki bir müzedeyim de en değerli eserlerden birini, mesela bir heykeli parlak ışıldakların aydınlattığı kaidesinin üzerinde hayranlıkla seyrediyorum. Tıpkı küçük bir çocukken, soğuk kış akşamları Ankara’daki evimizin ön odasından görünen sokak lambasının ışığı altında yağan kar’ı seyrettiğim gibi.

Küçüklüğümde kar, hevesle beklenen, varsıl veya yoksul tüm çocukların doyasıya oynayabildiği, eğlenebildiği bir oyuncakdı. Teğmen Kalmaz Ilkokulu’nun hemen karşısında Iran sefaretinin yanında bugün Hilton-Sa otelinin yerinde boş, dik eğimli bir arsa vardı. Kışları kar yağıp da tuttuğu zaman eğlence merkezimiz olurdu orası, çocuk-büyük herkes özgürce keyfini çıkarırdı. Elimize geçirebildiğimiz her çeşit nesnenin üzerine oturup doyasıya kayardık. Kimimiz kızakla, kimimiz okul çantası ile. Mukavva veya tahta plaka üzerine binenler de vardı, naylon torba kullananlar da. En havalısı Amerikan kızağı dediğimiz dümenli, hafif metalden yapılma kızaklardı. Cok da hızlı giderlerdi. Ellerim ve ayaklarım soğuktan uyuşup da acıyana kadar oynardım o arsada kışları hatırlıyorum. Hayatta bundan daha büyük bir zevk olmadığını düşünür, ne soğuğa, ne de düşüp yuvarlanmaların sonucu oluşan yaralara aldırmadan hava kararana kadar kalırdım orada.

Kış günleri hele bir de kar yağdığı zaman ailenin sıcaklığı daha bir farkedilir. Soğuktan al al olmuş yüzümüze evimizin kuru ve ılık havası vurunca bir rehavet çöker üzerimize. Erkenden uyunur. Bazen de elektrikler kesildiği zaman, ki Ankara’da çok sık kesilirdi, mum ışığında oturur ve konuşurduk. Babam piyanonun başına geçer ve o çok güzel şarkıları çalardı. Bir kısmını annemin de söyleyerek eşlik ettiği şarkıları. Diğer günlerde ise uyumaya çekildikten sonra sessizce ön odaya süzülür, perdeyi aralayarak dikkatlice bakardım sokak lambasının aydınlattığı ayaz geceye bir iki kar tanesi var mı diye.

Bir ömür içinde kaç kez görebiliriz ki akşam karanlığını kesen beyaz ışık hüzmesinden nazlı nazlı süzülen iri kar tanelerinin büyüleyici güzelliğini? Ancak bir çocuğun sade ve saf gözleri farkedebilir bunu. Hayatı bir oyun olarak bilen küçük yüreklerdir çünkü ve ancak o yürekler sevinç veya mutluluk ve biraz da hayranlık denilebilen bir hissle bakar yağan kar tanelerine. Bir şiir gibi ayaz Ankara akşamlarında seyrettiğim lapa lapa kar yağışları nasıl etkilemiş o çocuğu ki hep hatırlamışım ve aramışım o günleri. Bugün de yıllar sonra ilk kez nazlı nazlı süzülen lapa kar tanelerini izlerken o günlere dönüyorum. Iyi ki de hatırlıyorum. Beş yaşımdaki oğlumu kucaklıyorum ve anlatıyorum O’na Ankara’nın kuru kış akşamlarını, ışıktan hızlı giden kızaklarını, boş  devasa arsalarını. Masal gibi geliyor bunlar ona. Odamın elektriklerini kapatıp dekorasyon amacı ile konulan mumları yakıyorum ve bir müzik koyuyorum CD çalarıma. Zaman değişmiş olabilir ama insanı mutlu eden şeyler hep aynı kalıyor.

Yorumlar

  1. Bayıldım bu yazına.. Çok güzel ifade etmişssin mutluluğu. Hakikaten herşey değişebiliyor bu hayatta ama mutlu olunan şeyler hep aynı kalıyor. Çoook yıllar önce seninle bir baharı yaşamıştım Ankara sokaklarında.. keşke kışı karı yaşasaymışım diye düşündüm..

Yorum bırakın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s