Bir Uskumrunun Düşündürdükleri

Üye olmak için burayı tıklayın, yazılar doğrudan posta kutunuza gelsin

“Abi Japonlar İstanbul’a gidince balık ekmeği çok seviyorlar diye menüye koydum ama kimse yüz vermiyor” demişti Tokyo’daki Türk restoranlarından birinin işletmecisi. Doğruydu, Türkiye’ye geldiklerinde mutlaka yedikleri, hatta Türk Spesiyalitesi diye özel sayfası bile bulunan Japoncada “saba sando” diye bilinen balık ekmek, sihirini Japonya’ya gelince kaybediyordu. Aynı tadı mı vermiyordu yoksa aranan tat değil de başka bir şey miydi?

Biz hep balık ekmek diye bilirdik. Başkaları da öyle ezberlemişti belki- balık ekmek ikilemesiyle. O balığın uskumru olduğunu öğrenmem, anlamam mı desem, bayağı zaman almıştı. O da Japonya’ya gelmemden sonraydı çünkü buradaki adıyla “saba” uskumru demekti. Japonlar bu balığı sever, bolca da yer. O zaman neden İstanbul’da sevip de kendi memleketlerine gelince aramıyorlar? Üstelik buradaki uskumru da, Boğaz’daki balık ekmeğe giren uskumru da Norveç’ten geliyor.. Yani balık ekmek artık, ender durumlar dışında, ne Boğaz balığından yapılır ne de tazedir.

Mesele balık ya da balık ekmek yemek değil aslında. Mesele, Boğaz’a karşı durup rıhtıma vuran küçük, hırçın dalgaların sesini martı çığlıklarıyla birlikte işitmek, denizin yosun ve iyot kokusunu içine çekmek ve —hele bir de mevsim kışsa, hava soğuksa— ızgarada pişmiş balığın yağına banılmış ekmeği sıcak sıcak yemekti. Böylece erişilen yalnızca tokluk hissi değildi. Hayata bir anlığına daha güvenle, daha huzurla bakabilmekti. O kısa zaman diliminde önümüzden geçen akıntıya dalıp vapurları, gelip geçenleri seyrederken, suyun hiç durmadığı o köşede sanki zaman kısa bir an için yavaşlar; günün her saati değişiyor gibi görünen ama aslında ayrıntılarda bile aynı ritimde sürüp giden hareketler o anları yaşayana tuhaf bir teselli verir ve insanı ister istemez küçük bir hayat muhasebesine sürüklerdi. Bunlar sadece orada ve o şekilde yaşanabilirdi ve bu nedenle de balık ekmek herhangi bir menüde yer alan sıradan bir yemek değil, bir yaşam biçimi, bir var oluş hâliydi. Bu coğrafyanın insanlara sunduğu mütevazı ama anlamı büyük bir hediyeydi. Orada yaşanan şey, menüden seçilip satın alınmış bir yemek değil; küçük bir mutluluk, kısa bir soluklanma, hafızaya işlenen bir andı. Bu yüzden de dünyanın öbür ucunda bir restoran masasına, plastik kaplı bir menüye sığamadı.


Japonya Bülteni-日本掲示板 sitesinden daha fazla şey keşfedin

Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.

Yorumlar

Yorum bırakın