Üye olmak için burayı tıklayın, yazılar doğrudan posta kutunuza gelsin, internet sansürlense de okuyabilin (bilgileriniz gizli tutulur)
Toshio Nishimura bir Türkiye hayranı. Bir zamanın dört büyük Japon menkul kıymetler şirketinden biri olan Nikko Securities ile ABD bankası Citibank’ın iştirakı Citibank Securities’in birleşerek oluşturduğu Nikko-Citi tarafından çıkarılan ve Türkiye’ye bir kaç milyar dolarlık Japon yatırımı çeken “Türkiye Fonu” onun fikri. İki yıl önce Fon’u kurarlarken Citibank ve Nikko kanalı ile bulunan yatırımcıları Türkiye’ye getirmiş. “Hayran olmuşlardı” dediği bu geziler sonucu Fon Japonya’da popüler olmuş ve beklenenden fazla para girmiş.
“Türkiye dünyada eşi benzeri bulunmayan bir yer” diyor Nishimura-san o günleri hatırlarken. “Bir İslam ülkesi, ama ne orta doğu ne asya, ne de bir başka yerde görülebilecek, tecrübe edilebilecek bir yer. Tam bir medeniyetler harikası” diye yorumluyor ülkemizi. İstanbul’dan bahsederken “Dünya bir yana orası bir yana. Yok böyle bir ülke, yok böyle bir şehir” diye heyecanla ekliyor.
New York, Londra, Tokyo, Singapur gibi finans merkezlerini iyi bilen Nishimura-san’a aklında kalan en çarpıcı izleniminin ne olduğunu soruyorum. “Eşsiz ve benzersiz” olmasının dışında “insanınız” diyor. “Türkler gerçekten çok iyi insanlar”.

Yirmi beş yıllık finans kariyerinin ardından restorancılık
Bin dokuz yüz seksen dokuz yılında Salomon Brothers’da başlayıp geçen sene Nikko- Citi’de MD(genel müdür yardımcılığına eşdeğer bir pozisyon) olarak noktaladığı yirmi beş senelik finans kariyeri var. Ortak dostumuz Citibank’ın şu andaki Yöneti Kurulu Başkan Yardımcısı Tsutomu Fujita. Yirmi yıl önce ben Fujita-san ile aynı ekipte beraber çalışmıştım. Benden dört beş yaş büyüktür Fujita-san. Bir zamanlar boks da yapmıştır. Arada sırada şirket içinde normal yürürken birden bire hayali bir rakibe karşı gard alıp boşluğa aparkat falan atarken görmüştüm, o enstantaneler hafızama kazınmış.
Nishimura-san Aksaka’da yeni bir restoran açmış. İki aydır davet ediyordu. Kısmet bugüne imiş. Finans-sonrası kariyerinin temel taşını oluşturan post modern urban Japon gurme restoranı “Bi-on” da buluştuk.
“Heyecasız yaşayamam”
Eski rugby oyuncusu. Yıllar boyunca kriz üzerine kriz yaşayan, kurtlar sofrasına dönmüş finans sektöründe onca yıl ayakta kalabilmiş. Yüksek özgüveni var. Merak ettiğim için sordum neden Citibank’dan ayrıldın diye. “Ben orfoz balığı gibiyim yerimde duramam” dedi. Anlamadım. Şunu demek istemiş: Tüm dünyada olduğu gibi Japon banka mevzuatında da son yıllarda yapılan değişikler sonucu finans kurumları pozisyon ve risk alamaz olmuşlardı. Bu durum işin tüm heyecanı kaçırmış. “Sabah gidip akşama kadar kayda değer bir şey yapmadan oturuyor, kararlara imza atıyorduk, paramızı alıyorduk” diye hayıflandı. Türkiye’de “ATM memurluğu” olarak bilinen çalışan türünün bir örneği gibi. Hayat kısa, bir tane ömrümüz var, “Volatilite olmadan yaşayamam” demiş, istifa etmiş.
Bi-on veya “Beyond”
Restoran Bi-On‘u geçen sene açmış. Citibank sonrası tek yatırımı burası değil. Hanımlar için bir estetik salonu ile Japonya’nın seçkin ve nadide ürünlerini pazarladığı bir e-ticaret sitesi de var. Ama zamanının büyük bir kısmını restoranında geçiriyor, misafirlerini ağırlıyor. Mekanı Akasaka’daki meşhur ANA Inter-continental otelinin olduğu caddenin karşı tarafında semtin arka sokaklarına açılan dar yollardan birindeki yokuşun sonunda. Küçük ama kalabalık, gürültü ve kirlilikten uzak. Bir vaha yaratmaya çalışmış. Girişteki teras ılık bahar ve sıcak yaz günlerinde hınca hınç doluyordur herhalde.

“Ne demek Bion” diye soruyorum. Daha önce görmediğim bir kellime, aşina olmadığım bir şekil (kanji). Güzellik anlamına gelen “bi” (美) ile ses anlamına gelen “on”(音) sözcüklerini birleştirerek oluşturmuş. 「美音」Aynı zamanda fonetik olarak da (yani telaffuz edilince duyulan ses) İngilizce’deki “beyond” ile benziyormuş. Beyond “öte taraf, ötesi” demek. Yani bir anlamda felsefik olarak “finans sonrası, finans ötesi” kendi hayatına da gönderme yapıyor.
Giriş dar, ama restoranın içi küçük olmasına karşı mekan iyi kullanılmış. Loş ışıklar ile duvarlara yerleştirdiği fotoğraf ve üç boyutlu (3D) gravür sanat eserlerini aydınlatan spot lambalar rahatsız etmeyen bir kontrast oluşturuyor. Sağ tarafta şefin hummalı bir şekilde çalıştığı mutfak kısmı var. Derinden gelen ve biraz jazz biraz lounge karışımı müzik ruhumuzu gıdıklıyor.

“Yaratıcı” gurme
Son zamanlarda restoranlar hakkında bu “yaratıcı” sıfatını sık sık duyuyorum. Tek başına lezzet yetmiyor artık. İnsanlar farklılık istiyorlar. Sınırlar zorlansın başka yerlerde olmayan şeyler denensin, yapılsın diye bekliyorlar. Bion “modern”, “geleneksel Japon” “sofistike” ve “sağlık” kavramlarını birleştirmiş. Fiyatını da ortalama restoranın iki buçuk ila üç katına çekmiş. Patron Japonya’da ucuzun satmayacığını biliyor. Ama en pahalı niş restoranlar sınıfına sokarsa müşteri çekemeyebilir. En iyi kaliteyi daha makul fiyata veriyorum diyor. “Birinci sınıf bir Japon restoranında kişi başına otuz bin Yen harcanır ama burada on bin ila on iki bin Yen arasında çıkarsınız” diyor. Herkes gelmesin, sadece parası olup yediği yemeğin değerini bilenler gelsin istiyor.

Şef Kunio Kuramochi-san cımbızla seçilmiş. Aynı zamanda bir “senior sommelier” (şarap uzmanı) ve “peynir kurdu”. Japonya’da bulunabilecek en iyi malzeme ile hazırlıyormuş yemeklerini. Organik, orijinal, ve geleneksel tatları harmanlıyormuş. “Urban dining ” kavramı ile Japon meyhanesi demek olan “izakaya”dan bir sentez yapmış, içine biraz New York Brooklyn biraz Bali(Endonezya) katmış, Japon sabrı ile mükemmelleşmiş gurmeyi müşterisine sunuyor.


Böyle bir restoranda ne yenir? Menüye bakmıyorum bile. Şef o gün hangi tatları seviyor ve güveniyorsa onlara fitim aslında ama bugün erken dönmem gerek. Sarımsaklı soya sosuna katılmış garnitürlü Japon bifteği kokusu etrafımızı sarmalıyor. Gözlerim duvardaki üç boyutlu gravür örneklerine gidiyor. Charles Fazzino, New York aşığı bir sanatçı. Mekanda pek çok yerde bu sanatçının Brooklyn ve New York denemeleri var.

Bu yeni restoran belki bir fiyatlı ama misafirlerine hoşça ve dostça vakit geçirebilecekleri bir ortam sunuyor. Kimbilir belki bir gün Nishimura-san Türk mutfağı ile de bağlantılı bir sentez de yapar.

Nasıl gidilir?
ANA Intercontinental Oteli’nin önündeki caddenin karşı tarafında. İkinci el golf sopaları satan dükkanın sağındaki küçük sokaga girip 15 metre ilerleyin, yokuşun sonunda solda.
Facebook sayfası için burayı tıklayın

Yorum bırakın